Nerede olumsuz bir şey olsa,
    Nerede bir çamur bulaşacak olsa,
    Nerede geri kalmışlığa bir örnek,
    Nerede işe yaramazlığa ‘şu’, ‘bu’, ‘o’ gösterilecek olsa,
    Ne de gariban, boynu bükük, üzerine yük vurulacak bir şehir olsa orada Yozgat geliyor akıllara.
    Yozgat’ın özel günleri, festivalleri, tarihi, çamlığı, saat kulesi, camisi,
    Çapanoğlu, insanının mertliği, kahramanlığı, vatan için verilen şehitler,
    Bunların tümü fasa fiso…
    Kimse Yozgat’ı iyi yönüyle hatırlamıyor ne garip!
    Geçenlerde de Şanlıurfa’dan bir zat küçük yaşta evlenme oranında Yozgat’ı birinci göstermiş.
    Anlayacağınız nerede bir olumsuzluk var orada Yozgat var!
    Yozgat’ı sanki birileri bilerek olumsuzluklarla yan yana getiriyor.
    Son olarak Hürriyet Yazarı Ertuğrul Özkök, sözde Kürt sorununu yazmış.
    Yine aynı gazetede çalışan bir yazarın bir gün önce kaleme aldığı konuya atıfta bulunmuş.
    Yazıyı baştan sona okuduğunuzda Yozgat ne alaka derseniz.
    Adam kendi reklamını yapmış.
    Ama Yozgat’ı kullanmış bir kere!
    Hatırlarsanız Kürt Açılımı’nın en önemli propagandası Kandil’deki şaşalı karşılamadan önce ‘Hakkarili’ ve ‘Yozgatlı’ annelerdi.
    Televizyonlarda bangır bangır bağırtılarak yapılan propagandalarda Hakkarili terörist annesi ile Yozgatlı şehit annesinin göz yaşı arasındaki ortak paye ön plana çıkartılarak, Türk milleti duygusal yerinden yakalanmıştı.
    Bu gün ona benzer bir benzetmede bulunmuş Ertuğrul Özkök.
    Yazının başlığı da dikkat çekici: “Yozgatlı gariban ne olacak İsmet”
    Aslına bakarsanız konunun Yozgat’la alakası yok.
    Konunun içinde Yozgat bir yerde daha geçiyor, başka da Yozgat’a dair bir şey duyamazsınız.
    Diğer köşe yazarına “Sen Kürt milliyetçiliği diyorsun ama Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki illere zaten yatırım yapıldığını, asıl sorunun Yozgat gibi gariban illerde olduğunu” demeye getirmiş.
    Yani, şunu demiş; “Ben de çıkıp bu ülkede Yozgat’ın garibanlığını gösterip aslında bu ülkede Türk sorunu var dersem ne olacak?”
    Ben de bu açıklamaya diyorum ki, “İyi ama kardeşim Yozgat düne kadar aklınızda değildi de bu gün Kürt sorunu ile mi aklınıza geldi….”
    Ve diyorum ki, “Madem Yozgat’ı düşünen bir gazeteci, köşe yazarısın o halde neden bu işi bölücülükle yapıyorsun…”
    Yıllarca Kürtler ülkede azınlık olduklarını düşündüler/düşündürüldüler.
    Ve son politikalarla Kürtler resmen azınlık oldular (!)
    Derken bu süreç öyle bir gelişti ki şimdi insanlar tıpkı Özkük’ün ki gibi “Hayır Türkler azınlıkta kaldı” diyebiliyor.
    İnsanları bu düşünceye iten ne?
    Teraziyi dengede tutmasını bilmeyenler!
    Sen Kandil’dekini davul-zurna ile karşılarsan,
    Eşkıyanın sesini kesmek yerine şımartırsan,
    Daha da olmadı Kürt’üm diyenle Türküm diyeni ayrıştıracak politikalar üretirsen olacağı bu olur!
    Asıl meselemiz bu değil ama düne kadar sözde Kürt halkının savunucusu olan gazeteciler bu gün ‘Türk sorunu” demeye başladı ona canım sıkılıyor.
    Var bunda bir bityeniği.
    Arkadaş düne kadar bu ülkenin hassasiyetleri ile ilgilenmiyordun da bu gün mü aklın başına geldi. Kafan dank etti…
    Dün sözde Kürt hakları diyenler bu gün ne hikmetse Türkçü oldu.
    Tıpkı dünün devrimcilerinin, sosyalistlerinin, dincilerin bir anda Kürtçü olduğu gibi.
    Türkiye’de bu tür gelişmeler tehlikeli gelişmeler.
    Kürt azınlıkta kalmasın diye sen ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü yutuyor, söylemiyorsan asıl ayrımı burada başlatıyorsun demektir.
    Sanırım fazla hassas noktadan yakaladım kendimi konuyu dağıttım.
    Mesele Yozgat’ın garibanlık meselesi.
    Dün Hakkarili terörist annesiyle Yozgat’taki şehit annesini kıyaslayarak propaganda aracı haline getirenler her fırsatta Yozgat’ı diline dolamayı alışkanlık haline getirmiş olmalılar.
    Yozgat’ın ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim gelişmişliğine duyarsız kalanlar bir anda şehri gariban, insanlarını Türk sorunu yaşayan grup haline getirdiler.
    Eğer benim Yozgat’ım Türk-Kürt sorununa alet edilecekse garibanlığa da razıyım, geri kalmışlığa da.
    Ama bu şehrin insanları Türk sorunu ile çıkmayacak hiçbir zaman devletinin karşısına.
    Kimler adalet terazisini ne tarafa eğdirirse eğdirsin bu şehrin insanları vatanını, milletini ve bu topraklarda yaşayan herkesi ayrım yapmadan sevmeye devam edecekler.
    Bana göre Ertuğrul Özkök’ün yazısı başlı başına Yozgat’la dalga geçilmiş, içerisinde bölücülük havası kokan, insanların zihnine farklı fikirleri, fitneyi sokmaya çalışan kapsam dışı bir yazı.
    Bu yazının satır arasında dahi Yozgat gerçeği yok!
    Bir gerçek var o da garibanlığımız.
    Ama başı dik, onurlu, devletine bağlı garibanlar şehri.
    Gerisi hikaye kardeşim, Özkök değil de kim olursan ol, bu yazı boş oğlu boş…
YOZGAT RÜZGARI
Gözünüzü seveyim dikkat edin!
Son günlerde kene yine hortladı.
    Çekerek’te genç bir insanın ölümü,
    Peşi sıra yine Aydıncık’ta görevli polis memurunun acı sonu,
    Yazık, bir buçuk ay sonra baba olacakmış!
    Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) tıpkı kumar gibi, sonunun ne olacağı belli olmuyor.
    Ya kazanır yaşarsınız, ya da kaybeder, ölürsünüz!
    Benim yakınlarımda da kene ısırığına maruz kalanlar oldu.
    Şükürler olsun korkulacak bir şey çıkmadı.
    Ama bu iş hakikaten tehlikeli bir hal almış durumda.
    Gazeteler halk paniğe kapılmasın diye keneye bağlı ölüm ve ısırılma haberlerini en ücra gazete köşelerinde yazıyorlar.
    Ama birilerinin insanları daha çok uyarması gerekiyor.
    Eskiden Sağlık Müdürlüğü köy köy gezer insanları uyarır, kene spreyi dağıtırdı.
    Tarım İl Müdürlüğü büyük baş hayvanları ilaçlar, insanlara özel uyarılarda bulunurdu.
    Biz gazetecilere konuyla ilgili sürekli basın bildirileri gelir, halkın bilinçlendirme yoluna gidilirdi.
    Ama bu yıl bakıyorum da saldım çayıra Mevla’m kayıra misali.
    Birileri bizi düşünmüyor, aman gözünüzü seveyim siz kendinizi düşünün.
    Dağa da gidin, tarlaya da ama dikkatli olun!