Ey garip gönüllüm dertli yoldaşım

Neden belli değil, baharın kışım

Var mıdır sormazlar ekmeğin aşın

Zengin isen ya bey derler ya paşa

Fukura isen ya abdal derler, ya cingan haşa

Diyor Neşet Ertaş…

Birkaç gündür nedendir bilmiyorum dilime dolandı şu nakarat; “Zengin ise ya bey derler ya paşa. Fukura isen ya abdal derler, ya cingan haşa…”

Hayatın tam da kendisini anlatıyor bu sözler.

Anadolu’nun tezenesi Neşat Ertaş’ın yüreğinden dökülen bu sözler hayatın resmini çiziyor adeta.

Ara sıra dinlerim Ertaş’ı, özellikle bazı şarkıları hayatın satır aralarını ifade ediyor sanki.

Anadolu’nun saflığını yansıtır Ertaş’ın tezenesi.

Zengin ile fakir arasındaki uçurumun her geçen gün arttığı.

Kul hakkının görmezden gelindiği, yok sayıldığı garip bir yolculuk haline dönüştü hayatımız.

Bu gün insanlığın parayla ölçüldüğü, kefenin cebinden çok bu dünyanın cebinin, cüzdanının değer gördüğü bir serüvenden bahsedelim.

Aslında biraz hasbihale ihtiyacım var, şöyle karşılıklı konuşabileceğim birilerine.

Bu gün sohbetin dibine vurma adına başınızı ağrıtırsam şayet affedin.

* * *

Kim onun halını sormuş demezler
  Cahilin gözünde hormuş demezler
  Gariplere kim iş vermiş demezler

Ölüm insanın bu dünyadan sessiz yok oluşudur aslında.

Etrafıma bakıyorum, bundan 10 yıl öncesine dönüyorum. O gün kaldırımda, yolda, çarşıda, pazarda, kahvede gördüğüm simaların birçoğu yok.

İnsanoğlu ağlayarak geldiği dünyada sessiz sedasız çekip gider. En fazla 40 gündür yas, 41’inci gün belki hatıraları.

Onun da miadı uzun süreli olmuyor ya artık.

Hayatımızdan sessiz sedasız sildiklerimiz sadece ölenler mi?

Çocukluğumdan beri dikkatimi çeken bir şey daha var, baba olduktan sonra daha da dikkat eder oldum. Acaba babalık duygusunun verdiği hassasiyet mi siz değerlendirin.

Yaş ihtiyarlık çağına geldiği vakit eski para gibi oluyorsunuz.

YTL, TL gibi…

Geçerliliğiniz kalmıyor.

Saygı denilen mefhum tamamen gidiyor, gitmese de toplumda varlığınız kalmıyor.

Bu durum ailede başlıyor aslında.

En saygılısı dahi bir biplo parçası, süs eşyası, salonda unutulan koltuk takımı gibi oluyor.

Sesi, sedası duyulmaz oluyor bir müddet sonra.

Çocuk muamelesi görüyorsunuz yerine göre. Suslar, yapma, etmeler ardı ardına geliyor.

Eğer biraz şansınız varsa, eşiniz ölmesin.

Eğer o da öldüyse halinize kimler güle…

Hepten kenarda kalıyorsunuz. Bazen baba diye gelip boynuma sarılan, başını omuza yaslayan oğlumun kokusunu içime çektiğimde ta bu günden o günleri hayal ediyorum.

Acaba diyorum, düşünmek dahi istemiyorum.

Sanırım Allah’a bu noktada dua etmeli, bizleri evlatlarımızla imtihan etmemesi için.

* * *

Sen de bir insansın insanlar gibi

Haksız kazancınan sürmedin demi

İnsanlığın kuralları böyle mi

Ey garip gönüllüm dertli yoldaşım

Neden belli değil, baharın kışım

Var mıdır sormazlar ekmeğin aşın

Zengin isen ya bey derler ya paşa

Fukura isen ya abdal derler, ya cingan haşa

Ölüm ve yaşlılık değil elbette silik bir hayatın içine düşmenin sebebi…

Birde parasızlık var ki o ayrı bir dert yalan dünyada.

Fukara isen kenardasın ilk başta. Ona göre değer bulur bazı şeyler.

Selamın şekli bile o ölçüde değişir.

Geçenlerde Organize Sanayi Bölgesi’nde bir işadamı ile sohbetimizde tamda bu konuyla ilgili ibretlik bir hatıra dinledim.

İşadamı gayet mütevazı bir insan. O kadar mütevazı ki zengin-fakir ayrımı yapmadan insanlarla muhabbet edip, dostluk kurabilecek kadar bonkör insanlık vasıflarına sahip.

Arkadaşları bir gün kendisini ziyaret gelir. Tesisin büyüklüğü, onlarca çalışan insan bakarlar tavırları değişir.

Kusura bakma derler, kusura bakma, biz seni şey… sanmıştık….

Şey, yani sıradan işletme sahibi.

Olsa ne olur ki, trilyoner olsa ne olur yada çekini güçlükle ödeyebilen esnaf olsa ne olur?

İnsanın insana bakış açısı gözlerde başlayıp gözlerde bitiyor.

Gördüklerimizle değer veriyoruz bir birimize.

Ölümde, doğumda, değer yargılarımızda artık böyle.

Gözden düştü mü insan gönülden de, hatırdan da düşüyor zamanla.

Durup dururken neden bunları konuştuğumu merak ediyor olabilirsiniz.

İnsanlar arasındaki ilişkileri iç organlarına kadar görmeye başladıkça insanın hayata bakış açısı da geleceğe dair kaygıları da artıyor.

O kaygılar maalesef her geçen gün artıyor insanlığımız adına.

O insanlığı kazanmak için para mı kazanmalı yoksa başka bir şey mi artık inanın buna da bir izahat üretmekte sıkıntı çekiyorum.

Sizi bilmem ama ben kaygılıyım….