Şehzâde Mehmed, Osmanlı sultanlarından II. Murad’ın oğluydu. Devrinin meşhur hocalarından ders alıyordu. Fakat her nedense Kur’an-ı Kerim’i bir türlü ezberleyememişti. Babası, oğlunu her yönden kontrol altına alabilecek bir hoca aradı. Sonunda aradığı hocayı buldu. Bu hoca, şöhreti İslâm dünyasına yayılmış olan Molla Güranîydi.
Molla Güranî, Manisa’ya vâli tayin edilmiş olan Şehzâde Mehmed’in yanına gitti.
İlk dersine, elinde uzunca bir sopa ile girdi. Şehzâde o zamana kadar hiçbir hocanın elinde sopa görmemişti. Merakla sordu:
- Bu sopa ile ne yapacaksınız?
Molla Güranî, kaşlarını çatarak sert bir sesle:
- Bununla tembel şehzâdeleri cezalandıracağım, dedi.
Şehzâde’nin, bu sözlerine inanmayıp gülmesi üzerine de O’na hafifçe vurdu.. Artık durumun ciddiyeti anlaşılmıştı!.. Derhal rahlenin önüne diz çöktü ve Kur’an-ı Kerim okumaya başladı. Kısa zamanda da Kur’an-ı Kerim’i ezberledi.
Aslında Şehzâde Mehmed ilk terbiye ve eğitimini anne ve babasından almıştı.
Annesi Hümâ Hatun, yavrusuna:
“İstanbulu aç, gülzâr (gül bahçesi) et!” diyordu. Babası da kendisine, Kur’an-ı Kerim’i ve diğer ilimleri öğretiyordu.
Sultan Murad, Hacı Bayram-ı Velî ile görüştükten sonra, oğlunun eğitim ve öğretimine daha da özen göstermeye başladı. Çünkü Hacı Bayram-ı Velî, Sultan Murad’a:
“İstanbul’u, eğer Allah Teâlâ nasip ederse senin oğlun Mehmed ile benim Köse, yani Akşemseddin alacak!...” demişti.
Şehzâde Mehmed, çok küçük yaşta ata binmesini, kılıç kuşanmasını öğrendi. Oyunlarını hep savaş üzerine kuruyordu. Özellikle saray marangozuna yaptırdığı oyuncak topları ve kılıçlarıyla oynamayı çok seviyordu.
Şehzâde Mehmed henüz bir çocukken Manisa’ya vâli olarak atandı. Sultan Murad böylece, O’nun idarecilikte çocuk yaşta olgunlaşmasını istiyordu.
Şehzâde Mehmed, henüz tecrübeli devlet adamlarının yanında devlet yöneticiliği öğreniyordu. On yaşına geldiğinde, İslâmî ilimlerde de bir hayli ilerlemişti. Ayrıca, Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, Sırpça, İtalyanca ve İbrânice dersleri almıştı. Arapça ve Farsça’yı çok iyi öğrenmişti. Diğer taraftan, tarih, edebiyat, coğrafya, matematik, geometri ve astronomi gibi ilimlerde de ileri bir seviyeye gelmişti.
On iki yaşına geldiğinde, babası Sultan Murad devlet yöneticiliğini kendisine bıraktı. Geriye kalan ömrünü ibâdet ederek geçirmek istiyordu.
Avrupalılar, tahta çocuk yaşta birisinin geçtiğini öğrenince sevince kapıldılar. Çünkü onlar, Osmanlı’yı yok etmek istiyorlardı. Derhal birleşerek, büyük bir Haçlı ordusu hazırladılar.
Sultan Mehmed, onların bütün planlarından haberdâr olmuştu. Bazı devlet adamlarının isteği üzerine, babasının ordunun başına geçmesine karar verdi. Bunun için bir mektup yazdı ve babasını çağırdı.
Sultan Murad ise; gelemeyeceğini, tahtın sahibinin devleti koruyabileceğine inandığını belirten bir mektup gönderdi. Sultan Mehmed, ikinci mektubunda babasına şöyle diyordu:
“Eğer padişah siz iseniz, devletinizi savunmak için gelmeniz gerekir. Eğer padişah ben isem, size emrediyorum; gelip ordumuzun başına geçin.”
Sultan Murad, bu mektup üzerine yola çıktı. Ordunun başına geçti. Haçlılara karşı savaştı ve Varna Zaferi’ni kazandı.
Şehzâde Mehmed, bir süre yine Manisa’ya vâli olarak gitti. Sultan Murad ise devlet yöneticiliğine devam etmeye başladı.
Şehzâde Mehmed, ayrıca babası ile birlikte Kosova Meydan Savaşı’na katıldı. Üç gün üç gece devam eden bu savaşta büyük kahramanlıklar gösterdi.
Şehzâde Mehmed, 1451’de yeniden Osmanlı tahtına geçti. O zaman 19 yaşında idi.
21 yaşında, 1453 yılında İstanbul’u fethetti. Çağ açıp çağ kapattı ve Fatih unvanını kazandı.
Unutulmamalıdır ki Fatih, başarılarını çocukluk çağında aldığı eğitim ve öğretime borçludur.
Hayati OTYAKMAZ/ Araştırmacı- Yazar