Oğlum İhsanla beraber seyahat hobimizi sık sık tekrarlamamdan belki de sıkılmışsınızdır. Ama ben sürekli anlatmaktan keyif alıyorum. Yine bir tarih merakımız, yine bir coğrafya özlemimiz ağır bastı ve bu sefer Edirne’ye doğru yola çıktık.
    Dünya tarihçilerince “Bu yapıyı yapanlar insan olamaz, kesinlikle insan üstü bir teknoloji ve mimari zeka” denilen ve sadece Edirne’nin değil ülkemizin de sembol yapılarından Selimiye Camii’ni ve Ali Paşa Bedestenini gururla gezdikten sonra, güzergahımızı Edirne şartlarında tekrar planladık. İslam Eserleri Müzesinde sergilenen etnoğrafik eserlere bakarken, Balkan Savaşlarındaki kıtlık yüzünden askerlerimizin hayatta kalıp vatanı savunmak için süpürge tohumlarından yaptığı ekmekleri görünce kahrolduk. Bu güzel vatanın sefasını sürüyoruz ama birde göz ardı ettiğimiz tarihi sefaletlerle dolu gerçeklerimiz var diye düşündük.Beyazıt Külliyesini ve sağlık müzesini gezdik. Müzikle akıl hastalarının tedavi edildiği, akıllı ve çağdaş hekimlerimizin yüzyıllar önce yaptığı isabetli teşhis ve tedavi metotlarıyla gururlandık. Fakat koskoca eğitim, ibadet, sağlık, barınma, savunma ve arınma yapılarından oluşan komplekslerin Tunca Nehri havzasına hangi mimari mantıkla yapıldığını, jeolojik etüdünün nasıl hesaplandığı, nehir taşkınlarından etkilenileceğinin niçin düşünülemediği  karmaşıklıklarıyla da ikileme düştük. Neyse Edirne çok güzel. Edirneli çok misafirperver, kültürlü, yardımsever, duyarlı. Fakat bazı istisnalar dışında… İşte oğlumla beni en çok üzen, Edirnelilerin veya hepimizin göz ardı ettiği küçük ama çok önemli bir istisnaya..
    Efendim Edirne’ye gelipte, Kırkpınar’ı gezmeden gitmek olmaz dedik ve Beyazıt Külliyesi’nden yürüyerek, Tunca Nehrinin karşısına geçtik ve dillere destan  Kırkpınar Er Meydanlarına geldik.  Yağlı güreşlerin tarihi 4500 yıldan öncesine uzanmaktadır . Efsaneye göre 1346 yılında Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar'a ait Domuzhisar'ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında kalan Samona'da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.
    Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.             Devamı Yarın