Demokrasi; kelime çok güzel, anlamı daha bir güzel amma; uygulama alanı bulursa…
Demokrasiyi ikiye ayırmak gerekir… Bir özgürlükçü demokrasi, iki defolu demokrasi… Özgürlükçü adı üstünde… Esas vurgu yapmak istediğim defolu demokrasidir.
    Defolu demokrasinin, sivrisinek bataklığından farkı yoktur. Zira her türlü mikrobun çıktığı bir alandır. Türlü, türlü illegalete dâhil, radikal oluşumları peşinden getirir.
Oligarşi başta olmak üzere, çeşitli vesayetleri ardından iple çeker. Militarizm, faşizan eylemler, bireylerin özgürlüklerini kısıtlar. Yaşam alanı bırakmaz. Oysaki adalet, demokrasinin ön koşuludur. Olmazsa, olmazıdır. Adaletin özü eşitliktir. Yani hiçbir kişi ve zümreye ayrıcalık tanımaz; tanıyamaz… Günümüz Türkiye’sinde, adalet, hak, hukuk kavramlarının, hangi ölçüde işlev gördüğünü tartışmak, övmek, yermek görevimiz olmadığı gibi, bizim kalemimizin dışındadır. Geçen hafta gazetelerde Tuncay Güney adlı kişinin, “Türkiye’de Adalet aramak, genelevde bakire kadın aramaya benzer..!”  sözünü dikkate alıp, tartışacak makam ve kişiler, adalet çarkının içerisinde olanlara düşmektedir. Okuyup gülüp geçmek, demokrasinin olmazsa olmaz (Adalet) ilkesini zedeler, yara aldırır… Bireylerin koruma zırhı adalettir. Zırhın delinmesi, demokrasi denilen sistemi kanatır. Parçalar. O süreçte demokrasi, defolanır. Yamalı demokrasi olur. Yıllardır “bize demokrasi birkaç beden fazladır!” diyen kafalara sormak lazım; NİYE??? İsviçre’deki, insanda burada yaşayanlar insan değil midir? Kral ve kraliçelerce idare edilen (sembolikte olsa, ST) devletlerde demokrasi rayına oturmuş olarak özgürce yaşama hakkı verirken, bizde neden hep militarizm, vesayet ön plana çıkmıştır..? vesayeti elinden alınanların dönüp arkalarına bakması gerekmez mi? Biz nerede yanlış yaptık???!!! Esasında cevap sorunun içerisindedir… Gerçek demokrasiden bahsedeceksek, vesayet, oligarşi, militarizmden dem vurmak, abesle iştigaldir. Türkiye’nin geleceği adaletli hukuk düzenindedir. Çoğulcu, özgürlükçü demokrasidedir. Bir takım zümrelere ayrıcalık toplum vicdanında derin yaralar açar. Temeli sevgi ve saygıdır.
Çocukluğumdan şu ana kadar, hep demokrasi ve adaleti düşlemişimdir. Buldun mu derseniz, bekliyorum dersem herhalde gülmezsiniz..! Biraz kıssadan, hisse olsa da; 
Eşi işe, çocukları okula gitmiş bir kadının kapısı çalınır. Kadın kapıyı açar. Karşısında üç ak sakallı ihtiyar. Kadın buyur eder. İhtiyarlardan birisi “evde kimse yok mu?” kadın “yalnız olduğunu” söyler. İhtiyar “yok yalnız eve girmeyiz” deyip geri durur. Kadın ”sizler kimsiniz?” ihtiyar,”ben sevgi, şu başarı, şu da zenginlik” der. Kadın tekrar girmelerini söylediğinde, ihtiyarlar “beyin gelsin de ondan sonra gireriz,” derler.
Akşam evin beyi gelir. Kadın durumu beyine anlatır. Bey “bak bakalım halen duruyorlar mı, duruyorlarsa al içeri,” der. Bayan kapıyı açar, üç ihtiyarda kapıdadır. Buyur eder. İhtiyar “hangimizi önce içeri alacaksınız, sevgi, başarı, zenginlik?” kadın beyine sorar, bey zenginlik, kadın başarıyı mı alsak diye istişare ederlerken, sevgide karar kılarlar. “sevgi gelsin” deyince üçü birlikte içeri girerler.
Kadın “ben sevgi demiştim” deyince, sevgiyi temsil eden ihtiyar, başarı ve zenginliği tercih etseydiniz. Hiç birimizi bulamazdınız. Sevgi dediniz, başarı ve zenginlik sevgiyi takip ettiğinden üçümüz birden girdik.
***
Demokrasiden, adaletten girdik, kıssadan, hisseden çıktık demokrasiyi yeşertecek, yaşatacak Türk Gençliğidir. Atatürk devrimlerinin temel dayanağı vicdanı hür gençliktir. Millettir. O milletin kalesi de, demokrasi ve adalettir, sığınacak başkaca liman yoktur.