Her alanda olduğu gibi 12 Eylül 1980, Yozgat'taki sosyal yaşamı, gelenekleri de olumsuz yönde etkiledi. 1980 yılına kadar Yozgat Çamlığı Türkiye'nin cazibe merkezi olmasına karşın, bu tarihten sonra her geçen yıl cazibesini yitirdi. ''Ota Anadolu'nun yeşil incisi'' olarak adlandırılan Yozgat Çamlığına yaz aylarında çevre il ve ilçelerden akın akın insanlar gelir, askeriyeye ait ''Mızıka takımı'' ve Öğretmen Okulu'nun kızlardan oluşan orkestrası çamlıkta konserler verirdi. Yerlisinin ticaret yaptığı, yabancıların ise eğlenip, dinlendiği bir merkez konumundaki çamlık, o yıllarda birden fazla genel müdürlüğe bağlıydı, her hafta sonunda oralardan da üst düzey teknik ekipler gelip, ''Yapcağız, etceğez'' deyip, giderdi.
Aradan yıllar geçti. Yozgat çamlığına bir şey yapılmadı ama karşılığında var olanlar da sağolsunlar, bu memleketin gerçek sahibi olduğunu ileri sürenler tarafından yok edildi. Çamlık, ''Cıscıbır'' bırakıldı.
Şimdilerde ise, ''Ne yaparızda çamlığı cazibe merkezi yaparız?'' sorusuna yanıt bulunmaya çalışılıyor. Dün de bu konuyla ilgili bir toplantı gerçekleştirildi, Kayseri'deki Erciyes ile mukayese yapıldı. Doğrusu Kayseri ile mukayese yapılmasını anlayamadığım gibi ''Telefirik'' konusunun ön plana çıkartılmasını da pek anlamış değilim.
Hazırlanmaya çalışılan proje Yozgat çamlığı merkezli olup, daha çok Kent Ormanı bölgesini kapsıyor. Burasına da ne yapılabilir, orasını da pek anlamış değilim. Çünkü, yapılması düşünülen projelerin tamamına yakını içe dönük. Yozgat insanının piknik yapmasına imkan tanıyabilecek çalışmalar. Bunun için bu kadar zamana ve harcamaya, projelendirmeye gerek var mı?
Tüm bunları dikkate alınmadan ''Olsun, yapılsın'' mantığı ile bir yaklaşım, sadece yapılmış olmaktan öteye gitmez. Yozgat Çamlığının bu yüzü üzerine hesaplar yapılırken, diğer yüzünün de unutulduğu bir gerçek.
Kayseri gelişmiş bir şehir, turizme yönelik çalışmalarını tamamlamış, sıra bu turistlerin nerede nasıl kalabileceklerine gelmiş. O yönde de çalışmalar yapılıyor. Bizdeki durum ise daha farklı. Yapılacak yatırımlar öncelikle ''Yozgat'a ne getirir?'' sorusuna yanıt vermek durumundadır.
Dağıtılan forma da ekledim, daha önce de kaleme almıştım. Yozgat Çamlığı merkezli, çevresindeki hem kente bakan hem de Divanlı yamaçları dikkate alınarak, sportif turizme yönelik bir projenin hazırlanması daha uygun olur. Bugün Türkiye'de kış döneminde sportif kampların merkezi durumundaki Antalya'nın yaz aylarında bir alternatifi bulunmadığından spor takımları kamplarını ülke dışına çıkarak yapmaktadır. Bu değerlendirilmek suretiyle bir proje çalışması yapılmalıdır.
Yapalıcak proje çalışmasının bir bölümü mahalli imkanlarla, bir bölümü de devlet desteği ile yapıldıktan sonra diğer yatırımlar için de özel sektör devreye sokulabilir. Böyle bir proje Yozgat'a yarar sağlar, Yozgat'a dönük proje ise günü kurtarır.
______________________________________
Görüntü çok kötü
Yimpaş Yozgatspor, uzun bir hazırlık döneminin ardından mutlak galibiyet parolası ile çıktığı maçta Kahramanmaraş Belediyespor karşısında umut vermedi.
Skoru önemsemiyorum şu aşamada. Zira çıkılan bir maraton da bu tip kazaların olabileceği muhakak ama alınan sonuç bir kaza ile açıklanabilecek bir durum değil, ortada mücadele yok, futbol yok, oyun yok.
Hal böyle olunca da takım mevcut haliyle fazla bir şey vermedi, veremedi. İlk maçında skoru elde edemediği gibi, ortaya koyduğu performansla da hayal kırıklığı yarattı.
Bunun bir çok nedeni olabilir. Ancak, daha önce de uyarmıştım, ''Takım hazırlıklarını antrenman sahasında yapıyor, hazırlık maçlarını burada oynuyor, bu durum lig maçına olumsuz yansıyabilir, büyük sahada takım kaybolabilir, en azından son maçların içerde olmasa bile dışarda da olsa nizami sahalarda oynanması gerekir'' şeklinde, tespitlerimi, önerilerimi sunmuştum. Fazla dikkate alınmadı veya imkanlar öyle gerektirdi.
Bu söylediğimi pazar günü gördük. Takım seyircinin karşısına, büyük sahaya çıktığında kaybolup gitti. Bir çok futbolcunun sahaya yeni çıkıyormuş gibi halleri vardı, ne yaptıklarını pek bilemiyordu. Topla buluştuğu andan ''Benden gitsin nereye giderse gitsin, hata yapmayayım!'' havası hakimdi.
Takımın saya diziliş şekli ile oyunda dağılımı birbirinden uyumsuz, dağınık bir hal alınca, ortaya rakip takım 22 kişi ile oynarken, ''Bizimkiler 6-7 kişi ile mücadele ediyor'' görüntüsü yansıdı. Bu durum 70'inci dakikadan itibaren daha da net olarak görülmeye başlandı. Bir ara yanımdakilere ''Biz eksik mi oynuyoruz, yoksa onlar daha mı fazla!'' gibi yarı esprili sorular sormak durumunda bile hissettim kendimi. Zira bu dakikalarda takım tamamen dağılıp, yorgunluk belirtileri had safhaya ulaştı, futbolcular ''Bitse de gitsek'' moduna girdi.
Tum bunlar, sürekli antrenman havasında olmanın, büyük saha içerisinde ne yapacağını bilememenin getirdiği sıkıntılar olarak nitelendiriyorum. Çünkü, futbolcular gereksiz deparları ile kendilerini yordu, yıprattı. Alışkanlığın vermiş olduğu bir havayla hareket edildi. Kenar yönetiminin uyarıları bile havada kaldı, herkes bildiğini okudu.
Bir ara düşündüm, ''Yimpaş Yozgatspor, rakibini Bozok Stadında değil de antrenman sahasında konuk edip, karşı karşıya gelseydi?'' diye. Sanıyorum o zaman 2-1'lik skor yerine daha farklı bir sonuç çıkabilirdi. Çünkü, antrenman sahasında yanlardan taşınıp, yapılan ortaların hiçbirisini maçta göremedik. Kaleye çekilen sert şutların hiçbirisine tanık olamadık. Tanık olduğumuz bir pozisyon oldu, onda da top ağlarla buluştu.
Alınan sonuç dünyanın sonu değil elbette. Sonuca değil ortaya konulan performansa takılı kaldım. İzlediğim Yimpaş Yozgatspor, daha önce izlediğim takıma hiç benzemiyordu. Bunun nedeni iyi belirlenirse üzülmeyiz.