Şimdi diyorum ki elime tüfeğimi alsam, yufka ekmek, çökelek ve soğandan azık koyarak Kerkenes dağlarına doğru ağzımda bir türkü, tertemiz hava teneffüs ederek dertlerden sıkıntılardan uzak, sonsuz bir özgürlük ve huzur hissiyle yürüsem ovalardan bayırlara doğru.
Önüme keklikler, tavşanlar çıksa.. Kıyamamki vurmaya..
Adı av işte..
Olsun teneke diker, taş diker ateş ederim yinede vurmam o cennet gözlü yaratıkları.. Ağaçlarda kalan tek tük armutları toplasam.
Çalılar arasında kalmış üzüm asmalarından kuytu yerde unutulmuş cıngıllarını toplasam.
Kuşburnu, yemşen, alıç hepsinin tadına bakarak devam etsem yürümeye. Yürüsem, yürüsem….
Ne klakson sesi, ne bir mevzuat boğmacası Resmi iş.. Arz ederim, rica ederim işlerini unutarak heeeyyyyt diye bağırsam.
Çobanların yanına gidip sohbet etsem saatlerce. Taştan çatma ocaklarında odun ateşi yakarak İsli çaydanlıklarıya birde çay demleseler ne iyi olur.
Yanımıza kangal cinsi köpekleri gelip otursa. Eşeğin üzerindeki heybeden çıkarsa küçük guşanesini birazcık süt sağıp, içine ekmek doğrayıp, bir avuçta şeker atarak bir ekmek aşı yapsa.. kaşıklasak, kaşıklasak.
Kış mevsimini korunaksız bekleyen su kenarlarındaki nazik çiçekleri seyretsem.
Çobanlar bana itlerini övse, eşeklerini, koyunlarını anlatsa saatlerce.
Bıktım şu araba muhabbetlerinden, ev muhabbetlerinden, borsa, mevduat övünmelerinden..
Ne olur yani günü güzelleştiren, muhabbete tat katan, dostluk ve vefanın hüküm sürdüğü gariban ortamlara iştirak edebilsek.
Akşamın ayazı çıkmış banane. Konuşsak, konuşsak..
Toprak damlı köy evlerinin sokaklarında ütüye, kreasyon uyumuna önem vermeden istediğimiz elbiseleri giyerek rahat rahat dolaşsam emmilerle, dayılarla, arkadaşlarla..
Kahvehaneye gitsem gece yarısı.
Okey oynasam, ellibir oynasam çayına.. Susada volta vursak kahve kapanınca saatlerce.
Uyumakta istemem.
Ama kimse kalmayıpta yatmak zorunda kalırsam sersem yün döşeği tahtalı sedirin üzerine kireç kokulu serin toprak evimizde perdesiz topludan ay ışığını seyrederek yatsam.
Saatlerce yürümenin yorgunluğu sıcak ve huzurlu evimizde deliksiz bir uykuyla perçinleşse..
Koç gibi kalksam sığır sürme vaktinde.. Yüzümü yıkayıp olukta peşkırla kurulansam. İri yanan sobanın üzerinde bir yufka ekmek gevredip, çökelek ve çemenle bir dürüm alsam, yanında çayla..
Yine gezsem saatlerce köy sokaklarını.
Tandır evlerinden gelen ekmek kokularıyla…. İşli ettirsem guvermiş çökelekle bibilerime.. Daha sonra yine gitsem araziye doğru sorumsuz ve bağımsızca…
Bostanlık bozanlara yardım etsem belle kürekle..
Kumpür söksem, pürçüklü söksem, soğan söksem yarı sıcak, yarı soğuk topraklarda. Pahla yolsam unutmuş ellerimle.. Ey bu topraklardan rızkımı kesip çaresiz gurbete düşüren umursamaz kader..
Kaç yıl daha sürdüreceksin bu özlemi, tecriti.
Anamızın kuzusu, babamızın ciğeri, kardeşlerimizin göz bebeği, dostlarımızın arananı olduğumuz bu toprakları her geçen gün dahada zayıflayan ümitlerimizle ihtiyarlatıp güçsüzleştiriyorsun.
Yazık ediyorsun onca güzel sevgi, muhabbet ve güzel günlere….