Yozgat’ta da önceki gün Mısır ve Suriye katliamına tepki amaçlı Mazlumlara Destek mitingi düzenlendi. Cumhuriyet Alanı'nın belirli kısmında konuşlanan bir grup insan seslerini Mısır'a Suriye'ye duyurmaya çalıştı, katliamların durması için...
Dünyanın hangi üykesinde olursa olsun, kime yapılırsa yapılsın, insana yapılan her türlü saldırı karşısında duyarlılığını ortaya koyan Yozgat insanı, önceki gün gerçekleştirilen tepki mitingine, son 10 yıllık süreçte olduğu gibi ilgi göstermemeyi tercih etti. Bunun sorumluluğunu Yozgat halkına yüklemek isteyenler elbette çıkacak, ''Katliama duyarsız kalındı!'' diyebilecektir. Ama buna kendisinin neden olduğunu hiç bir zaman söyleme ihtiyacını görmeyecektir.
Milli değerlerimiz, milli menfaatlerimiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz siyasi, idelojik bir yapıya dönüştürülüp, ''İntikam'' duyguları kabartılıp, ''Savaş baltaları'' gömüldükleri toprak altında çıkartılınca, ortaya çıkan bu tablodan kimsenin hoşnut olması mümkün değildir.
Doğru bir tanedir, karşılığında yanlış da aynıdır. Doğru ile yanlışı, siyasi ve idelojik yapı içerisinde değerlendirip, ''Onların sorunu'' anlayışı içerisinde konulara yaklaşılmasından bu ülke hiç bir zaman fayda görmemiştir. Tarihi gerçekleri yargılayarak, birilerini mahkum ederek, taraf olunmak yerine tarihi gerçekleri irdeleyerek, sorgulayarak, yaşanılan yanlışların tekrar edilmesinin önüne konulması gereken setleri koymak daha doğru bir yaklaşım olurdu.
Yozgat insanı her konuda duyarlılığını ön plana çıkartmıştır. Milli değerlerin, insani, vicdani konularda tavrını her zaman ortaya koymasına karşın, Şehit Cenazesini ''Ülkücülerin, MHP''lilerin, CHP'lilerin Cenazesi!'' düşüncesiyle hareket edip, köşe bucak kaçanlar, önceki gün düzenlenen mitingte aynı tavırla karşılaşmışlar, Suriye'deki, Mısır'daki yaşanan katliamları protesto, siyasi bir gösteri olarak sınırlı kalmıştır.
O nedenle, mitinge katılanların ''Mısır ve Suriye'de yaşanılan katliamlara daha duyarlı'' olduğunu, katılmayanların ise ''Duyarsız'' olduğunu söyleyip, yargılayıp, hüküm vermek sorunu çözmek yerine, deyim yeride ise ''Ateşi benzin dökerek söndürmeye çalışmak'' gibi olur.
Bunun çözümü yargılayıp, hüküm vermek değil, her iki tarafında birbirlerini anlayıp, ''Nerede yanlış yaptık?, Nerede yanlış yapıyoruz?'' sorularının yanıtını irdeleyerek, bulup, sorunu bulunduğu yerde onarmakla mümkündür. Aksi durumda, bu iş karşılıklı hesaplaşmaya dönüşmeye devam edecek, ''Herkesin doğrusu, yanlışı herkese göre'' değişkenlik yanatacaktır ki; bu çok tehlikeli bir durum olduğunu kabul etmeliyiz.
Onca ilana, onca reklama, onca kampanyaya rağmen, belirli siyasi düşünceye sahip insanların ancak toplanabildiği önceki gün gerçekleştirilen miting ve benzerlerinin tekrar etmemesi, herkesin insanlık adına, doğrulardan yana tavır takınabilmesi için herkesin öncelikle hatalarını kabul etmesiyle mümkün olacaktır.