Geçen sene yaklaşık bu aylardı. Farklı bir gazetede yaklaşan ramazan ayıyla ilgili bir köşe yazısı yazmıştım. Yazımın içeriğinde Somali’li, Arakan’lı ve Suriye’li müslüman kardeşlerimizin çektiği zulümlerden bahsetmiştim. Neredeyse bir sene geçti ve ramazan ayına kavuştuk. Konum yine aynı olacak çünkü bir yılda değişen bir şey yok. Hala dünya üzerinde müslümanlar açlık ve çeşitli zulümlere maruz kalarak devam ediyor hayatlarına.
Yanıbaşımızda Suriye, gönül bağlarımızın olduğu Filistin, ecdad yadigarı Afrika, kan kardeşimiz Doğu Türkistan ve daha bir çok yerde kan, göz yaşı, açlık had safada. Mübarek ramazan ayında bir çoğumuzun evlerinde çeşit çeşit yemekler sofralara konacak, sofralarımızda ihtiyaç sahipleri değil de eş, dost, akraba, hısım ağırlayacağız. Ülkemizde ve dünyada muhtaç olan insanları da unutmamamız gerekiyor. Unutmayalım ki ramazan ayı ihtiyaç sahiplerinin halini anlamak, onlara el uzatmak için var. Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir sözünü bilhassa bu ayda zihinlerimize nakşetmemiz gerekir.
Okuduğum bir olayı sizlerle de paylaşmak istiyorum. Suudi Arabistan’ın ileri gelen müftülerinden bir ine Somali’li bir kişi sormuş;
Biz ne iftar yapıyoruz ne de sahur acaba Allah bizim orucumuzu kabul ediyor mudur?
Müftü göz yaşlarına boğulmuş bu soru karşısında. Bizlerse göz yaşına boğulmaktan çok daha fazlasını yapabiliriz. Bu ayda yardımlaşmaya özen gösterelim, fakiri gözetelim, onlara sofralarımızı açalım. Sadece kendi ülkemize değil zulüm altında olan ülkelere de gücümüz yettiğince sahip çıkalım. Bu hem ecdadımız Osmanlı’dan bize kalan bir mirastır, hemde Allah’ın emridir.
Peki ben sizlere soruyorum bizim orucumuz kabul oluyor mu? O insanlar iftarsız, sahursuz oruç tutarken çaylı  çorbalı, salatalı, tatlılı iftarlar yapıyoruz. Tıka basa sahur yapıyoruz. Bunun hesabını vereceğimizi hiç düşündünüz mü? 
Açlığın bittiği, göz yaşlarının dindiği, yaraların sarıldığı bir ramazan ayını layıkıyla yaşamak dileğiyle. Hoşcakalın…