Her şeye rağmen bayram etmek gerektiğini bu gün çok daha iyi anladım.
İyiye, kötüye, iyilere kötülere, acıya tatlıya, ölüme yaşamaya, düğüne cenazeye ama her şeye rağmen.
Soğuğa sıcağa rağmen,
Hatta iki yüzlülüğe tek yüzlülüğe,
Paraya parasızlığa rağmen…
Atletizm müsabakalarındasınız, sıra koşuculara geliyor.
Koşucular heyecanla başlangıç düdüğünü bekliyor. Derken koşucular bir anda oldukları yerden fırlıyor.
Son 100,
Son 50,
Son 5 metre,
Ve finiş…
Bir hedef var karşıda. Kazanılması gereken.
Ve bir sonuç var, ya kazanır, ya da kaybedersiniz. Başka alternatifi yok.
Koşabildiğiniz kadar hızlı ama yıkılmadan, düşmeden, dengeli koşmalısınız.
Ama hayat öyle değil, her zaman farklı farklı şeyler yaşatır size.
İlkokul bitince büyüyeceğimizi zannederdik.
Ya da o yıllar bir ilkokul aşkınız var ise, ona açılmak, küçük bir kağıt parçasını mektup diye vermek var ya,
Aman Allah'ım dünyanın en muhteşem insanı oluverirsiniz o an.
İlkokuldan orta okula başladığınız vakit farklı bir serüven bekler size.
Takım elbisenin içine sıkışırsınız önce. Kravat var ya kravat sizi borçlu pençesi misali sıkar da sıkar.
En sevmediğiniz ders matematiktir. Kıl da bir matematikçiniz var ise, onun dersini bitmesini beklersiniz.
Son 10 dakika,
Son 5 dakika ve zil çaldı.
Hafta sonu tatilleri de hiç bitmese.
Ama bitiyor işte. Yine o sıkıcı hocanın dersi.
Derken ortaokuldan mezun olup, liseye adım atarsınız.
Eee, artık geriye baktığınızda sizin sıralarınızda oturanlar küçük gelir.
Lisede terler bıyıklar. Aşklar daha yürek yakıcı, hayaller ise başı dumanlı dağlar gibidir.
Rüştünü kendinden önce aileye ispat etme düşüncesi, sevgiliyle buluşma ve evlilik hayali…
Kavgalar, gürültüler, ilk sakal tıraşı, sevgilinin ismiyle kazınmış bir yaralı kol ile lise biter.
Lise bittiği gün yaşın 18'e gelmesidir tek derdimiz.
Her yere rahat girip çıkabilme, belki de bir ehliyet hayali ama ille de 18'ini doldurup büyük adap olmak.
Bunlar gelip geçerken kazanabileceğiniz bir üniversite hayaliniz varsa farklı bir mücadeleye koyulursunuz.
Kazanması bir dert, okuyup, mezun olmak, dahası mesleğe başlamaktır kaygı.
Eğitimin bittiği yerde vatan borcu başlar.
Ödenecektir, ödenmelidir en şereflisiyle…
Kışlada günler eli nasırlı köylü Hatice'nin dokuduğu halı misali nakış nakış işlenir.
Geçmez oğlu geçmez günler, şafak güneş doğarken çıkarsınız yola.
Her şeyi bitirip kışlada bıraktığınız için büyük bir yük (!) atılmıştır omuzlarınızdan.
Aslında şafak gün doğarken başlamıştır hayat.
Çocuklukta biter, aşklar da biter…
Hayat başlar, karakaşlı, kara gözlü, zaman zaman da çatık kaşlı hayat.
Tersinden yürüdüğünüz vakit en okkalı şekliyle tokadı indirir gözünüzün üstüne.
Acımazdır, ana değildir, baba ise hiç değildir…
Hayat bu şekilde sürüp giderken her geçen zaman bir yeni hedefi çıkarır karşınıza.
Yeni bir engel, yeni bir sorun, yeni bir gülümseme, yeni bir gözyaşı, yeni bir heyecan.
Hiçbir zaman dümdüz olmaz hayat.
Biri biter biri başlar.
Siz ne kadar hızlı koşarsanız koşun karşınıza çıkan engellerin sayısı da o kadar artar.
Birini geçmenize dahi izin vermez bazen, aniden yeni bir engelle karşılaşırsınız.
Uzan lafın kısası hayatın çözülecek problemi de bitmez, aşılacak engeli de.
Hele hele zahmeti hiç bitmiyor Sevgili Yozgatlılar…
İnsan yaşı bir adım daha ileri attığında daha iyi anlıyor bu gerçekleri.
Bu bayram sanırım en fazla anlayanlardan biri oldum bu durumu.
O yüzden bu gün bayramı bizim eve davet ettim.
Bu gün bayram bizimle, yani hepimizin evinde olsun.
Yarın ne olur bilinmez…
Bu dünyanın zahmeti de bitmez, engelleri, hedefleri de…
Bu gün yeni bir gülümseme yarın yeni bir gözyaşına gebe...
Bazense en kötü anda çıkan sonuç hayatınızı cennet bahçesine çevirebiliyor esrarengiz bir şekilde.
Annemin elime kına yakıp, üzerini de çorapla kapladığı bayram arefelerinde gözümü sıkı sıkı kapatırdım, hiç açılmasın diye.
Günün ilk ışıklarıyla yıkadığım elimden yayılan kına kokusu, tütün kolonyası ile anlam bulur, birkaç renkli şekerle tatlanırdı.
Bu kez de aynı bakmaya çalışacağım bayrama, umarım bizim, sizin, hepinizin evine konuk olur bu bayram…
Bayramınız mübarek olsun.