Kendimize hep sorarız, ''Yozgat neden gelişmiyor, kalkınmıyor?'' diye, sonrasında da ''Yozgat'ın zengini neden az?'' sorusunu yönelterek, özetleriz içerisinde bulunduğumuz, aslında basit olan bu durumu.
Toplum içerisinden bireysel zenginleri çıkartmak kolay olduğu kadar, oluşturulan zenginlerin kısa vadede yok edilmesi daha da kolay bir durumdur. Bugün Yozgat'ta bir dönemler yıldızları parlayan şirketlerin, bireylerin birden bire yok olmasının temelinde yatan gerçek de, parlayan yıldızların yanına yeni yıldızların konulamamasıdır. Herkesin gözü varolan yıldızın üzerine çevrilip, herkesin beklentisinin oradan olması sonucunda ortaya istenmeyen sonuçlar çıkmıştır, çıkacaktır.
Yozgat'ta yaşayan insanlar arasından zenginlerin çıkması, dengesizlik yaratır. Dengesizlik, dengeye dönüşebilmesi için iki tane alternatif vardır. Bunlardan birisi alttakinin yok edilmesine bağlıdır, diğeri ise yukarıda olanın aşağıya çekilmesiyle mümkündür. Her ikisinde de sorun çözümlenemeyeceği gibi daha da büyümesine yol açtığı her zaman görülmüştür, görülmektedir.
O nedenle bireysel zenginliklerden ziyade toplumsal zenginliklerinin öne çıkması gerekir. Sadece ekonomik anlamda değil, her anlamda toplumsal zenginliğin varolması, bireysel zenginlikleri de kalıcı kılar.  Yozgat sağlıklı bir kent olursa, ekonomik yönden güçlü bir il olursa, bundan herkes yararlanır, herkes payına düşeni, talep ettiği oranda alır.
Her alanda durum aynıdır. Çalıştığınız işyerinin gelirleri düşükse, tasarrufa yönelecektir. Her tasarruf yeni bir iş kaybını beraberinde getireceğinden, çalışanlar ciddi anlamda etkilenecektir. O nedenle işerinin zengin ve güçlü olması çalışanların da aynı oranda sağlıklı çalışma ortamlarında, düzenli, istikrarlı bir hayat sürmelerini getirecektir.
Şimdi tekrar başa döndüğümüzde, Yozgat'ta bireysel zenginlerin çıkartılması, kenti fakirleştirirken, fakirleşen kentte yaşayanları da olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun sonucunda dikkatler oluşturulan zengine yönelen toplumun beklentileri, talepleri giderek artmakta, taleplerinin karşılanmaması üzerine isyan etme noktasına gelmektedir. Bireylerin bu noktaya gelmesi de, artık durumun düzeltilmesini iyiden iyiye zora sokulması anlamına gelmektedir ki; bugün yaşadığımız durumda bundan ibarettir. Bireyler, itiyaçlarının karşılanmasından sonra taleplerinin karşılanmasına yönelmiştir.  Taleplerine yanıt alamayınca da isyan etmeye başlamış, kendi içerisinden zenginleştirdiği bireyi, kurum, kuruluşu hedef almaya başlamıştır. Bu yaşamsal bir gerçektir. Bu gerçeğin değişebilmesi için, bireysel değil toplumsal taleplerin karşılanması gerekmektedir.
 Evinizin bahçesini güzelleştirirseniz, insanlar o bahçeyi tahrip eder, o bahçeden işine yaraması önemli değil, bir şeyleri alır götürür. Park bahçe yapar, burasını güzelleştirirseniz, herkes buradan yararlanır, yararlandığı ölçüde de korur...