İster inanın, isterseniz inanmayın! Türkiye’de binalar imdat çığlığı atıyor. Kentsel   dönüşüm projeleriyle, bir nebzede olsa, şehirciliğe ve kaliteye önem verilmesi, yaraya neşter, ölümcül hastaya can suyudur.
   Türkiye, bıngıldak (oynak) toprak üstündedir. Elli, altmış yıl öncesinin teknolojisiyle,  bir çoğu deniz kumuyla, etriye demirini, et sanan zihniyetle yapılan binalar imdat çığlığı   atıyorlar. “Bakın! Türkiye deprem kuşağındadır. Beni! zamanında çürük yaptınız, zemin  etüdü denen nesneyi hiç bilmediniz. Bu toprağın altı nedir diye incelemediniz. Gelin yol  yakınken, ben üstünüze yıkılmadan, yıkın ve doğru dürüst yapın.”
     İşte binalar sessiz, sedasız böyle çığlık atmaktadırlar.
     Anadolu’nun çoğu vilayet, ilçe, beldelerinin üçte biri kerpiçtir. Türkiye genelindeki  köylerin de, yüzde sekseni zaten kerpiçtir.
    Su havzaları ve şehirlerden geçen çay, dere vs… ranta kurban edilmiştir.
    En az elli, altmış vilayette yapılan yapılar, büyük dede yaşına ulaşmıştır.
    Belediyeler, şehir plancıları, depremle ilgili akademisyen ve bilim adamlarının bir   konsey altında toplanıp, zemin etüdlerinin yeniden yapılması gerekmektedir.
    Deprem bakanlığı veya en azından bir deprem müsteşarlığı  kurulmasının zamanı   geçmektedir.   
    Deprem öldürmez, öldüren bina rantçılarıdır.
    Yaşanan dramları, unutmak ilgilileri ölümle bile harekete geçiremiyorsa, söylenecek  söz yoktur…!