O neyise bi şekil gonuşurlardı, dil gırarak, kimsenin bilmediği yeniliklerden bahsederek, böyük adam muamelesi yaptırırlardı kendilerine. Millet onları tavıh ne keserek davete gotürürdü.
    Buz gibi arefe akşamlarında zemzem suyuyla ahırda veya odanın sulukluğunda çimip, peşkırla kurulanıp döşşağe doğru çenemiz titreyerek koşar, yorganın altına girerdik.
    Biraz ısındıktan sonra hâlâ tandır evlerinde bir gayretle öteberi hazırlayan annelerimizin yanına gitmeye yeltenirdik. Zaten akşama kadar günümüz tandır evine dokkü çekmekle geçerdi. Zem zem suyuna herkes çimecek denildiğinde babam anneme “Ben boşa çimmem aminim” derdi. Annemde ona  “Het kâfir” derdi. Bu laflarda neymiş diye yıllarca düşünürdüm tâ askere giderken anlamını öğrenmiştim.  
    Bayram zabahı gahdığımızda kör çerçiden alınan kille yıhanmış temiz melefeler, donlar, goynekler giyilir, yeni soğukkuyu ayakkabının içinden yün örme biyaz çoraplarıda çekdinniydi doğru caminin yolunu tutardık.
    Çocuhlar camide avratların namaz gıldığı üst kata çıhardı. Herkeste bi neşe, bi neşe. Emsalimiz arkadaşlar yeni öteberilerini gösterir “Bu ayakkabıdan bi hokümetin başbahanında varımış, bide bende aminim” derdik. Vıdır vıdır yuharıda gonuşurken Mamalının Nuttu “Süsün lan” diyi bizi hemen azarlardı. Bi o, bi de Cinni Zabit. Heç sevmezdik onnarı.
    Herkes bayram havasına bürünür heyecan dolu olurdu. Caminin hocası bile neşesinden bi şekil vayiz ederdi. Bağıra, çığıra konuşur, “vallahide, billahide” diyerek elini yumruk yaparak önündeki sehpaya vururdu. Ulan ne çoh duva biliyo namısız, gumru guş gibi uğunuyo derdik. “Ey iman edenler…
    Ce-a-mi-miz-in siy-eçleri dok-ü-lüyo, pec-e-leri on-a-rılacak, goş-mal-ar-ının el-bezler-i al-ı-nacak, iç-i bad-a-na ed-i-lecek” falan diyerek herkes 2'şer çinik buğday verecek derdi hoca. Millet yarış ederdi. Zenginler 6'şar, 7'şer çinik getirirdi.
    Hoca namazı gıldırıp, milleti guverince işte o zaman dillere destan şeker toplama faslı başlardı ki, o zamanın tadını ne ben anlatayım sizlere, ne de siz sorun. Yaşı 35'in üstünde olanlar zaten bilirler o tadı.
    Ben ne deyim sizlere. Şekeri iyi olan odaları ikilerdik, üçlerdik, dörtlerdik. Ötaçenin uşâa bek uyanığıdı gotverenler, Dımbıllı Şekirin uşahlar bi hâbe şeker toplamış derlerdi.
    O zamanlar bayramlara tat veren sadece ve sadece bizim çocukluğumuzdu. Az bulunan kınalı, boyalı şekerler, yeni alınan assaplar vs. gibi şehir nimetleri, işi gücü bırakıp saatlerce süren hoş sohbetler ve sokaklara, evlere, odalara yansıyan bayram pisikolojisiydi.
    Şimdi insanlar yalnızlıklarından Antalya, İtalya, Paris turlarıyla değerlendiriyor bayram tatillerini. Komşu muhabbetlerinin, akraba kucaklaşmalarının gönüllerimize yansıyan sıcaklıklarının yerini tutar mı bu masraflı geziler. Şekerlerin farklı tadı, yemeklerin alışılmadık çeşitliliği, yeni giysilerle annelerimize, babalarımıza gözüken dahada sevimli olmuş yüzlerimiz.
    Gönlümün, ruhumun ilacı, kara sevdalı olduğum memleketimin ve sıla hasreti çeken tüm hemşehrilerimin bayramını şimdiden kutlarım...