Hayatta başarısızlığa karşı bakış açımız kendimize karşı bakış açımızı da belirler. Kendimizi başarılı olduğumuz zaman “değerli” başarısız olduğumuz zaman “değersiz” hissederiz bu çok yanlış aynı zamanda zararlı bir tutumdur. Kendini değersiz hisseden bir kişinin çevresiyle ilişkileri bozulur. Oysa başarısız da olsanız sizi seven insanlar sevmeye devam edeceklerdir. Dostlarınız siz “siz” olduğunuz için yanınızdadırlar başarılı ya da başarısız olduğunuz için değil.
    Lisa Rau’nun yaşamındaki deneyimler tam da bu konuda güzel bir örnek oluşturuyor;
    Lisa Rau 41 yaşında Philadelphia’da insan hakları üzerine faaliyet gösteren bir hukuk firmasının ortağı. Rau tüm şehirde yapılacak bir seçimle hakim olmak istedi. Tüm kariyer planını buna göre yapmıştı iki yıl boyunca bu seçimler için çalıştı ama kaybetti. Yandaşlarıyla birlikte sürdürdüğü seçim tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Yerel gazeteler onun nasıl kaybettiğini yazıyorlardı. Hayallerini yitirdiğini düşünen lisa için bu tam bir psikolojik yıkım oldu. Seçimin ertesi günü hıçkırıklarla ağlarken 7 yaşındaki oğlu annesinin yanına yaklaştı ve ona şöyle dedi:
    “Seni hiç ağlarken görmemiştim anne. Sanırım bu seçimi kazanmayı gerçekten istemiştin biliyor musun bence seçimlere kazanıncaya kadar katılmaya devam etmelisin çünkü bunu gerçekten istiyorsun”
    Lisa 7 yaşındaki oğlundan gerçek bir hayat dersi almıştı bir şeyi gerçekten elde etmek istiyorsanız elde edinceye kadar uğraşmalısınız. Bir bozuk parayla beş kez tura atabilmek için o parayı kaç kere atmanız gerekir ? cevap mı ? basit beş kez tura gelinceye kadar atmaya devam edersiniz. Yaşam da böyledir.Tura atmak isterken yazı geldiyse bir daha bir daha denersiniz.
    Lisa Rau seçimi kaybettikten sonra bu başarısızlıktan öğrendiği dersleri şöyle aktarıyor:
    “ Kendi başıma geldiğinde insanların başarısızlıktan nasıl korktuklarını fark ettim bu konuda kimse konuşmak bile istemiyordu. Ama başarısızlığın en güzel yönü ne biliyor musunuz korkmanıza değecek kadar önemli olmadığını görmek.
    Yaşadıklarınızı hayatınızın sonu olacağını sanıyorsunuz ama hiç de öyle olmadığını görüyorsunuz. Sizi seven insanlar sizi sevmeye devam ediyorlar.
    Gerçek dostlarınızın kimler olduğunu anlıyorsunuz arkadaşlarınız kaybettiğiniz günün ertesinde arıyorlar ve sizinle hiçbir şey değişmemiş gibi konuşmaya devam ediyorlar.
    Böylece fark ediyorsunuz ki hayatta en iyi ilişkileriniz başarılarınız üzerine inşa edilmemiş. Dostlarınız sizin kazanıp kaybetmenizle ilgilenmiyorlar.
    Başarısızlık sizi aslında yenilmez ve güçlü kılıyor. Çok korktuğunuz bir şey başınıza geldiğinde yaşamınıza devam edebilmek yeniden yeniden deneyecek cesareti bulmak... gerçek işte bu...”
    Lisa Rau gelecek seçimlere hazırlanıyor şimdi kazanıncaya kadar da pes etmeye niyeti yok. “ilk seçimde kazansaydım çok mutlu olacaktım ama kaybettikten sonra kazanmanın değeri çok başka olacak” diye özetliyor yaşadıklarını.
    Sakın şiir yazmayın.
    Ta ki şiir yazmazsanız öleceğinizi hissedinceye kadar
    Rilke “Genç Bir Şaire Mektuplar
    Lily yeh Çin asıllı bir Amerikalı artist. 1980’ li yıllarda üniversite son sınıfta okurken öğrenimine akademik kariyer yaparak devam etmek istedi. Geleneksel Çin resim sanatı üzerine çalışıyordu. Ama hangi üniversiteye müracaat ettiyse hep geri çevrildi. Oldukça yeteneksiz bulunmuştu ! Öyleyse Lily Yeh bugün Amerikada geleneksel Çin resim sanatında çok saygı duyulan ve beğenilen bir sanatçı olma sıfatına nasıl kavuştu ? Gelin kendisinden dinleyelim;
“kariyerim tam bir çöküş örneğiydi. Başvurduğum her okuldan ret cevabı almıştım ve kariyerim adına ne yapacağımı bilmiyordum. Neler yapabileceğimi araştırmaya başladım. Bulabildiği tek iş bir sivil toplum örgütünün kenar mahalledeki bir çöplüğü bir parka çevirme projesi idi. Uyuşturucu müptelalarının yaşadığı evsizlerin mesken tuttuğu çöplerle dolu bir parkta bir duvarın üzerine resim yapmak. Lily ölesiye korkuyordu çinliydi kadındı ve yeteneksizdi parktaki çöp yığınlarını görünce işi bırakarak orada kaçmak istedi.Sonra Rilke’nin şu sözlerini hatırladı:

“Sakın şiir yazmayın.

Ta ki şiir yazmazsanız öleceğinizi hissedinceye kadar”

Lily de ölesiye resim yapmak istiyordu bu nedenle devam etmeye karar verdi. İlk eserini çöplerle dolu bir parkın duvarına çizecek de olsa... Lily Yeh o günlerde geri dünüyor ve o günlerde hissettiklerini şöyle anlatıyor:

“Ya kalacaktım ya kaçıp gidecektim. O anda iç sesimi dinledim. İç sesim bana kalmamı söyledi. Bana verilen fırsat ne olursa olsun küçük ya da büyük ben onu en iyi şekilde değerlendirmeliydim. Hayatta her zaman bizimle konuşan bir iç sesimiz vardır ve biz onu dinlemeyi öğrenmeliyiz.”

Bu proje ile Lily sanat kariyerine başladı. Başarı ona çabuk ve kolay ulaşmamıştı. Başarıya ulaşmak için yıllarca mücadele etmesi gerekti. Ama bundan hiç şikayetçi değil. Erken ve zamansız gelen başarının aldatıcı olduğunu söylüyor ve ekliyor:

Eğer çok çabuk başarılı ve ünlü olsaydım birden çok para kazanmaya başlamış olsaydım iç sesimi dinlemeyi asla öğrenemez sahip olduğum pek çok özelliğe başarının aldatıcı çekiciliği ardından ulaşamazdım. Kariyerime başlarken yaşadığım başarısızlık beni kendimden korudu ve benim kendimi daha iyi geliştirmemi sağladı”.

Lily Yeh arzu ettiği başarıya sonunda kavuşmuş yetenekli bir sanatçı.

“Başarı bir insanın geldiği yerle değil aştığı engellerin büyüklüğüyle ölçülür” demiş eğitimci B.T.Washington.Karşınıza çıkan engellerden korkmayın başarınız bir gün onlarla ölçülecek.