Rahmetli Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” adlı eserinde okumuştum.
Üzerinden yıllar geçtiği için diyaloğu tam hatırlamıyorum ama özetiyle anlatacağım. 
Mustafa Kemal, bir temsilcisini itilaf devletleri temsilcileriyle görüşmeye gönderiyor. 
Avrupa’da gerçekleşen görüşme sonucunda Ankara’ya dönen bakan, yetkili olarak bir dizi anlaşmalara imza attığını belirtiyor. 
Savaşı daha fazla uzatamayacaklarını ve artık barışın şart olduğunu dile getiriyor.
Akabinde ise Ereğli madenlerinin bir kısmının İtalyanlara, bazı demiryollarının Fransızlara işletme hakkını verdiğini belirtiyor. 
Yani yeni kapitülasyonlarla yurda dönüyor.
Başka türlü büyük devletlerle başa çıkamayız diyor. 
Mustafa Kemal ise çalışma odası olarak kullandığı istasyon binasının camına davet ettiği bakanına, cepheden gelen trenin vagonundan inleyerek inen yaralıları ve şehitleri gösteriyor. Ve onların ne istediğini, hangi uğurda savaştığını anlatmak için bakanına dönerek diyor ki: “Savaş acısının ne olduğunu hepinizden daha iyi bilirim. Zaruri olmadıkça savaş cinayettir. Yüzlerce yıllık yaralarımızı ancak barış içinde sarabiliriz. Bu amaçla da medeni dünyadan tek bir şey istedik: ‘Yurdumuzda özgür ve bağımsız yaşamak’.”
Evet, bu coğrafyanın halkı, yani Türk Milleti asırlar boyunca dünyaya barış ve adalet salmış.
İhtişamlı devletleri ne sömürmüş, ne kandırmış, ne ezmiş…
Çekildiğimiz topraklar o gün bugündür kan ve gözyaşı içinde.
Şimdi son ve ebedi vatan toprağımız üzerinde de birileri çıkıp “Barış” diyor.
Türk Milleti ile özdeşleşen, Türk Milleti’nin bir diğer adı olan “Barış” sözcüğünü, yine Türk Milleti ve Türk Devleti’ne karşı bir silah olarak kullanmaya çalışıyorlar.
Sanki Türk Milleti barış karşıtı, sanki Türk Devleti barış karşıtı!...
Bu aziz milletin karşısına diktikleri görkemli barış anıtının görkemine kapılanlar, anıtın arkasında gizlenenleri göremiyor maalesef.
İnsanlık temelinde barışın tüm insanlık arasında olması gerektiğinin yanı sıra, devletler nezdinde ve evrensel hukuk temelinde iki veya ikiden fazla devlet arasında olması gerektiğini unutuyorlar.
Bugün Türk Devleti ve onun hükümetinden kimler, kim için barış istiyor?
78 milyonun devleti ve milletin temsilcisi olanlar kim ile barış yapacak?
Evet, bu ülkede Türk Milleti 78 milyon evladıyla bölünmez bir bütündür.
Türk Milleti’nin en büyük devleti Türkiye Cumhuriyeti, tüm fert ve bireyleriyle, tüm kasaba ve vilayetleriyle ayrılmaz bir bütündür!
Belirli dönemlerde, belirli hükümetler kendilerince bazı politikalar çizmeye kalkışsa da, açılım, çözüm gibi denemeler yapsa da, tavizler verilse, ihmaller ortaya çıksa da yüce Türk Milleti, bu bölünmeye, bu parçalanmaya izin vermez!
Yeryüzünün en merhametli, adaletli ve şefkatlisi olan aziz milletimiz, tüm dünya halklarıyla barışıktır, kardeştir.
İçimize fesat sokacak, bin yıldan uzun, kardeşlikten öte giden bağlarımızı çözmeye ve el atmaya kalkışacak ve bunun adını “Barış” koyacak tüm hain ellere de en sert yumruğu indirmeyi bilir.
Ülkemizi karıştırıp, kaosa, anarşiye ve bölünmeye götürmek isteyen hain çarklar dün olduğu gibi, bugünde kilitlenmeye ve dişli sıyırmaya mahkumdur.
Özetlersek, bu yüce millet ve onun devleti, PKK terör örgütüyle barış yapacak seviyede ve denklikte değildir.
Bir dönem bunu denemeye çalışan devlet görevlileri bunun hüsranını hem kendi yaşamış, hem de aziz milletimize yaşatmıştır.
Patlayan bombaların kumandaları, ülkemizde savaş isteyen düşman ve düşmanların ellerindedir.
Yapılması gereken ise ülkesini seven ve bu ülkenin ferdi olmaktan gurur duyan, her bir bireyin Türk Milleti şemsiyesi etrafında sımsıkı ve bir bütün olarak toplanıp, birbirine kenetlenmesidir.