Ailesi  genci evlendirmek ister. Mürüvvetini görme durumu hani. Tavsiye edilen genç kızın ailesine gidilir. Gel gör ki gittikleri ev merkezden epeyce uzakta, sapa bir yerdedir. Yerleşim biriminin oldukça dışında, tabiri caizse kuş uçmaz kervan geçmez yerde bir göl kenarındadır.
         Gittiklerinde aileler tanışır, bir kahve içimlik sohbetten sonra eve gelirler. Düşünüp taşınırlar kızdan vazgeçerler. Sebep ise uzakta oturuyor olmalarıdır. Şehirler arası, milletler arası evlilikler olmuyor mu? Oluyor. Dün de vardı. Bugün de var. Yarın da olacaktır. Demek ki nasip değilmiş diyelim. Bahane ilginç çünkü.
        Zaman içerisinde genç delikanlı başka bir kızla anlaşıyor. Ailesinden kız isteniyor, nişanlanıyorlar. Askerliğini yapıp geldiğinde ise nişanlısıyla anlaşamadığını düşünüp ayrılmaya karar veriyor. Ve ayrılıyorlar.
        Askerlik dönüşü bir taraftan iş aramaya başlıyor. Sonunda iş buluyor. Yeni yapılacak olan barajın yapımında çalışması söyleniyor. İşi kabul ediyor. Barajın yapılacağı yere gidip bakıyorlar. Bir de ne görsün? Hani beğendiği halde evleri uzak diye vazgeçtiği kızın yaşadığı yerleşim yeri karşısına çıkıyor. Şöyle etrafı keşfe çıktıklarında mevcut evlerde kimselerin bulunmadığını görüyor. Barajın yapılacağını duyan ailelerin şehrin merkezine çoktan taşındıklarını öğreniyor. Doğal olarak ta beğenip vazgeçtiği kızın ailesinin de gittiği haberini alıyor.
          Derken gölün bulunduğu yere sulama amaçlı bir barajın yapımı tamamlanıyor. Bütün bunlar olup biterken  evi uzak bahanesiyle vazgeçtiği kızı aslında sevdiğini düşünüyor. Ailesine durumunu iyice anlatıyor. Gidip Allah'ın emri Peygamber'in kavliyle kız isteniyor.
Kız tarafının da rızasıyla nişan töreni yapılıyor. Ardından düğün-dernek derken mutlu mesut yaşayıp çoluk çocuğa karışıyor. Hatta şimdi torunları bile varmış.
         Yazdığım bu hikaye tamamen gerçektir. Bana anlatıldığında aynen şöyle demiştim. "Vay! Be..." Siz olsaydınız ne derdiniz?
         Şu hayatta neler olabiliyormuş meğerse. Neyse mutlu sonla bitmiş bu baraj evliliği.
         Kız kendi hikayesini biliyor mu ? Diye sorduğumda bildiği söylendi. Böylesi bir durumda bilmek mi yoksa bilmemek mi daha  iyidir? Yorumlar size kalmış artık.
***
RADİKA DA RADİKA...  
       Bulmaca çözerken sıklıkla karşıma çıkan bir soruydu. Yapakları salatada yenen, baharlı çok yıllık bitki diye sorulurdu. Yeşilliği, otları çok seven biri olarak bir gidip almak, yemek kısmet olmadı deyip dururken  bir araştırma yaptım. Radika da radika nedir diye. Çıka çıka ne çıksın?  Çocukluktan itibaren yediğim karahindiba bitkisiymiş. Başka yöresel adları meyirdik, karakavuk, aslandişi oluyor. Radika da Rumca bir kelimeymiş. Bildik bir şey farklı kelimelerle söylendiğinde bilemediğin zaman şaşırıp kalınıyor.
      Faydalarını pek fazla bilmeden sadece şifalı bir bitki olarak yediğim radikanın, meyirdiğin meğerse ne çok faydaları varmış ta haberimiz yokmuş.
      Ne diyelim. Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır. Öğrenmenin ise yaşı yoktur. Öyleyse öğrenmeye devam...
***
BİR ÖMÜRLÜK MİSAFİR
Ah! Efendim! Önemi yok halimin
Seyrederim hayret ile şu alemi.
Ne bilinir kıymet, ne de kıyamet
Allah'a emanet ne gelir elden.
    Ne sahibiyim bu yerde ne kiracı
    Sadece bir ömürlük misafirim ben.
    Söz: Sezen Aksu- Bülent Ortaçgil
 ***
"Acıkan doymam, susayan kanmam sanırmış"