5 6 yaşında var yokum, bizim evin sokağındayız, Üzüm pazarı sokak... Apartmanımızın önüne halılar serip ‘komşuculuk’ oynarken, o plastikten yapma mutfak eşyalarıyla çamurdan pasta yaptığımız, " ip cansız çık dışarı" diyip sıkıldıktan sonra "çinçan" oynamak için anında oluşturduğumuz 4 kişilik grup ve "arabiti" olmak için verdiğimiz kavgalar, yerden yüksek için kaldırımlardan kaldırımlara koştuğumuz, yakan topun sesinin yükseldiği anlar.. O anlara dönüp bakıyorum aylar sonra sokağıma geldiğimde gözümde canlanıyor... Çocukluğum orada oynuyor... Simsiyah saçlarıyla, pembe şortuyla karşımda adeta, sonra kendime geliyorum bakıyorum şu anda hiç çocuk oynamıyor o sokakta... Araba parkna dönmü? hatta.. insanlar arabalarını park etmek için bir kavgaya tutuşmuş duruyorlar karşımda… Yığın yığın araba, çocuklu?umun eğlence sokağında... O anlara yeniden dönüyorum sonra... Ben varım bir de çocukluk arkadaşlarım, şu an her birimizin savrulduğu, farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde nefes aldığım arkadaşlarım… Yoklar hiç biri. Bir telefon uzaklığında olmasına karşın yoklar..
Babaannem var bir de.. Her sabah hiç üşenmeden erkenden uyanarak, 'oğul balı' diye sevdi?i torununu okula bırakan ve çıkış saatlerinden hep daha erken gelerek okulumun bahçesinde oturup beni beklediği o yer var gözümün önünde.. Her şehir güzeldir ya, çocuklukta Yozgat'ta bir başka güzeldir… Cumhuriyet mektebimin bahçesi var gözlerimin önünde, bir de aslan var üstüne binmek için kavga ettiğimiz… Hani bahçesinde atkestanesinin yetiştiği, o atkestanelerinden çocukların zehirlendiği ya da kavga ederken taş niyetine kullandığı kestaneler...
Ha bir de arka bahçesinin mezarlık olduğu söylentisiyle korkutulduğumuz o tarih kokan ilkokulum... Ve tüm ailemin, arkadaşlarımın abilerimin, ablalarımın hatta amcalarımın, dayılarımın bile ilkokulu olan ilkokulum... Şimdi ruhsuz bir rektörlüğe dönmüş olan ilkokulum... Bahçesinde cıvıltılar olmayan ve aslanının bile müzeye kaldırıldığı ilkokulum...
Her insanın hayatında hiç unutamayacağı insanlar vardır hani bir de… Yıllar geçse, yollar ayırsa hatta bu dünyadan göçse bile o hayatından hiç göçmeyen insanlar… Benim içinde öyle insanlar çokluktadır da çocukluğumda dedem dediğim biri var ki o başka… Sorsalar bana onu anlatmakla bitiremem. Hayatımdaki yeri için diyeceğim, rol modelim yani örnek insanım, beni kendimle yüzleştiren gerçeğim…5 yaşında var yokum annem ve babamın sahip oldukları ilk evimize taşındığımız anlar geliyor gözümün önüne… Apartman kapısından girerken birden bir koku duyuyorum, dedemin gül kokusu.. Ve anılar canlanıyor gözümün önünde… Ben bu hayatta çok kayıp yaşadım dedemde bunlardan bir tanesi ve en önemlilerinden biri diye düşünmeden edemediğim bir anda apartmanın kapısından girişi gözlerimde canlanıyor… Gülüşü geliyor sonra gözlerime… Hani her kapıyı açtığında bizi karşılarken ki gülüşü… Yozgatlı onu Hacı Mahmut diye tanır…
Hayatının sonuna kadar büyük bir aşkla yaşadığı ve son anlarında bile elini bırakmadığı eşinin tabiriyle Hacımut… Oyunlar oynadığım, kendi evimden çok orda yaşadığım dedem, aslında bir kan bağımın bulunmadığı gönüllerimizin sonsuza kadar bağlı olduğu dedemm…
Derken evimin içine girdiğimde bir büyü kaplıyor… Yıllarımıverdiğim evimden bu kadar ayrı kalmak sarsmış olacak ki ruhumu, sanki ruhum bir dirilişe geçiyor… Yeniden sıcak bir gülüş kaplıyor yüzümü, içim sıcacık oluyor ve kendini adeta bir an önce dışarı atmaya çabalıyor ayaklarım..
Büyük bir şehirde yaşarsınız, gidebileceğiniz çok yer vardır, çokluk hissinin yeri başka… Kimileri sözüm ona büyük şehirlerin en üst tabaka caddelerini topuklarıyla aşındırmıştır ama gelin görün ki Yozgat’ın Lise caddesindeki o yürüyüşün tadı da bir başka. Caddeye çıktığımda yavaş yavaş anılardan sıyrılırken içimi bir heyecan kaplıyor ‘tanıdık bir yüz görme heyecanı ’ …Heyecan bütün bedenimi sarmadan, özlemimi giderdiğim birçok insan beni karşılıyor. Adeta geliş haberimi almışlar gibi… Kısacık zaman diliminde herkesle özlemimi giderip evimin yolunu tuttuğumda geçmişe dönmek istiyorum tekrardan... Gece 12'ye kadar bisiklet sürdüğümüz o anlar geliyor gözüme bir de…
Babamın pencereden bana bakışını görmeden, aklında eve gitmek gibi bir düşünce olmayan, güvenli, korkusuz, tasasız o haller.. Bir aşağı, bir yukarı sokağın yasak olduğu ancak evimin önünde ki cadde de sürebildiğim ama dünyanın en mutlu insanı olduğum o anlar canlanıyor… Şimdiler de otobüslerin uğrak yeri olduğu caddem… Bisiklet sürmek bir yana insanların yürürken şikâyet ettiği caddem… Çok şey değişiyor bu gerçeğin saklısındayız.. İnsanlar değişiyor…
Hayat değişiyor…
Aylar sonra geldiğim Yozgat’ta, fiziki olarak pek bir değişiklik olmadığını ama ruhunu kaybettiğini görüyorum… İşte o anda bir sızı giriyor ya içime, o sızıda çocukluğum var. Kaybettiğim ama bulamadığım, erişemediğim çocukluğum… Işık saçan spor ayakkabılarım, rengârenk elbiselerim, oyuncak hamurlarım ve su fışkırtan yüzüklerim…