Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı son yılların en önemli Best Seller' ini yazdı ve referandum öncesinde toz bulutu içerisinde kalan Türkiye' nin ortasına koca tuğlayı atıverdi. Hani tabir caizse “Fünyesi çekilmiş ve ortaya atılmış taarruz el bombası” misali.
    Haliçteki Simonlar önce devlet sonra cemaat, isimli eseri 3 gün içerisinde yutar gibi okudum, iddialar yenilir yutulur cinsten değil…
    “Kral Çıplak” hikâyesinin çok ötesine gidiyor, şimdilik yarattığı etki: merkezdeki deprem oldukça şiddetli, artçılar da gelir.
    Zaten ilk etapta nasıl ise attan düşeceğim, bari Merkez' e tayin isteyeyim şeklinde ilk artçı geldi ve jet hızı ile Merkez' e alındı… Hemen akabinde Telekomünikasyon Kurumu yasal olmayan dinleme cihazları aramasına tabi tutuldu bile…
    Avcı, eserine mesleki hayatındaki çeşitli deneyimlerini, bugüne kadar yetişmiş önemli bir istihbaratçı olarak bu konuda Devletin terörü ve teröristleri yeterince öğrenmesi, tahlil ve analiz etmesi gerektiğini, kamuoyunda tartışılan ne var ki çok da net olarak bilinmeyen konulara değiniyor. Daha sonra da artık sıranın kendisine geldiğini yani yılların 'Avcı' sının cemaatin 'Avı' haline gelmesi ile birlikte bir anlamda Devlet' in refleksi olarak ortaya çıkıyor.
    Avcı' nın söz konusu eserini kaleme almasının nedenlerinden birisi olarak aklıma Rumen asıllı Fransız oyun yazarı Eugene Ionesco' nun “Gergedan” isimli eseri geldi.
    Gergedan'ın konusu kısaca şöyle:
    “Bir taşra kentinde Berenger ve Jean adlı iki arkadaş bir kahvede oturmuş söyleşmektedirler. Berenger sıkıntılıdır ve içmektedir. Çalıştığı iş ortamından memnun değildir çünkü. Birden kahvenin de bulunduğu kentin büyük meydanından bir gergedan hızla geçer… Geçmekle de kalmaz, bir kediyi de ezer…
    Kahvedekiler gergedanlar üstüne tartışmaya başlarlar… Tartışma giderek alevlenmektedir ancak bir canlının yaşamına son veren gergedanla ilgili önlem almaya yönelik hiçbir düşünce ileri sürülmemektedir, tartışmacılar tarafından…
    Ertesi gün Berenger'in çalıştığı iş yerinde gergedan tartışmasının sürdüğünü görürüz… Wisser bunun bir propaganda olduğunu söyler. Kuşkusuz Berenger olaya tanıklık ettiğini duyurarak bu görüşe karşı çıkar ve propaganda değil bir gerçek olduğunu savunur gergedanın.
    Bu arada bir iş arkadaşının karısı yanlarına gelerek, kocasının rahatsızlandığını bu nedenle de işe gelemeyeceğini söyler ve yol boyunca bir gergedan tarafından izlendiğini anlatır… Nitekim az sonra merdiveni çıkmaya çalışan bir gergedanın homurtuları duyulur… Kadın gelen gergedanı hemen tanır… Kocasıdır.
    Bütün kent gergedan öyküleriyle çalkalanmaktadır artık…
    Berenger arkadaşı Jean'ı görmek için evine gider… Arkadaşı hastalanmıştır. O da nesi? Alnında da bir boynuz çıkmıştır Jean'ın… Berenger arkadaşının kendisine saldırmak için eyleme geçeceğini anlayıp, kendini dışarıya zor atar ve kurtarır canını…
    Ertesi gün Berenger'in evine, aydın arkadaşı Stech gelir ve gergedanlaşmanın bütün toplumsal sınıflara yayıldığını anlatıp, bunun nesnel açıklamasını yapmaya çalışır. Birden Berenger'in nişanlısı Daisy içeriye endişeyle girer ve gergedanların radyoevini de ele geçirdiklerini söyler…
    Bu arada başında “Bu bir propaganda!” diye olayı küçümseyen Wissen “İnsan zamana ayak uydurmalı!” demeye başlamıştır bile…
    Bütün kurumlar gergedanlaşmaktan paylarını almaya başlamışlardır giderek…
    Sokak ve caddelerde o garip homurtularıyla kendilerine göre inleme ve öfkeyi andıran marşlar söyleyerek dolaşmaktadırlar düzenli öbekler halinde gergedanlar…
    Üstelik önlerine çıkan her şeyi ezerek ve yok ederek… Gergedanlaşmak… Geride yalnızca düzene zaten karşı olan Berenger ile onu çok seven nişanlısı Daisy kalmıştır.
    Ancak sevgi de gergedanlaşmayı önleyemez ve Daisy de katılır birden kervana… Üstelik Berenger'in tüm uyarılarına karşın…
    Berenger insan olarak yapayalnızdır artık…
    Ancak direncini yitirmemiştir… Tek başına kalsa da insan olmayı sürdüreceğini haykırarak silaha sarılır…”
    Aradaki fark, Sayın Avcı' nın perde inmeden kalemine sarılmasıdır…
    Umarım bu tepki Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk' ün Gençliğe Hitabının sonundaki “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” sözü ile Bilge Kağan' ın “Ey Türk, titre ve kendine dön!” haykırışında ki etkiyi yaratır. Çünkü gidiş, gidiş değil, bir an gelir Maazallah Sayın Ergün Poyraz' ın “Takunyalı Führer” isimli son eserinin kapağındaki Hitler üniforması içindeki Recep Bey' e direnebilen bir iki kaleden biri olan yargıyı da ele geçirme planına alet oluveririz.
    Bu nedenle referandum bu kötü gidişi “Hayır” lı bir rotaya çevirebilmek için son şansımız olarak görmeli ve irademizi de ona göre belirlemeliyiz.