Sen o kadar babayiğit misin ki böyle bir yazıyı yazacak derseniz ona da cevabım hazır,
Ben bu yazıyı babayiğitliğimden değil isyanımdan yazıyorum isyanımdan…
Hafta sonu ateşin düştüğü yerlerden sadece bir tanesinde Yerköy’deydim…
Pazar günü aslında orucu uykuya tutturmak vardı ama gözlere ağır geldi uyku.
Öğle saatlerinde Şehit Aileleri Derneği Başkanı Zübeyir Amcayla (Altunok) beraber Yerköy yoluna düştük.
Çukurca’daki hain saldırıda şehit düşen ancak naşı bir türlü bulunmayan Şehit Uzman Çavuş Erhan Ar’ın ocağına, baba evineydi yolumuz.
Orada anaların, babaların, gözü yaşlı eşin yüreği yanarken, bir gardaşın bağrına gardaş ateşi düşerken bize Yozgat’ta durmak diken üstünde oturmaktan farksızdı.
Yerköy’de her ev şehit evi, ocağı olmuş!
Erhan Ar’ın baba evine gidinceye kadar her evde bir Türk bayrağı dalgalanıyor.
Bayraklar yol gösterdi, kılavuzluk etti şehit evine.
Şehit evi değil di sanki gittiğimiz yer. Nazlı gelin misali salına salına bakıyordu ayyıldızlı nazlı bayrak.
Nice Erhan’ların kanıyla renk bulmuş nazlı gelin şehit ocağını sarmış, kucaklamış, sahiplenmiş, mağrur duruşuyla karşıladı bizi.
Şehit evinin hemen karşısında kurulan sarı çadırda bulduk şehit babası Mustafa Ar’ı…
Hemen yanında kardeşi, karındaşı, aynı ocakta büyüdüğü kardeşi (şehidin amcası) Kamil Ar…
Etrafında akrabalar gözler puslu…
O puslu bakışların arkasında ne isyanlar, ne acılar, ne haykırışlar gizli.
Uzanıp şehit babasını öpmek kadar mübarek bir duygu yoktu o an.
Dört büklüm olduk şehit babasının karşısında Zübeyir Amca’yla…
Mahcubiyetimiz dağlar kadardı, hangi yüzle bir baş sağlığı dileyebilirdik ki!
Zübeyir Amca’da şehit babası. Oğlu terhisine bir hafta kala şehit düşmüş.
Şehit Babası Mustafa Ar’ı gördüğü an O’nun da yüreğinde yıllardır duran kor, bir anda alev aldı, yaktıkça yaktı, yaktıkça yaktı!
Başınız sağolsun, devlet, millet sağolsun dedik dil ucuyla.
Bir 5 dakika sessizce oturduk, kaçamak gözlerle de olsa şehidin babasına, ondan amcasına, odan diğer akrabalarına baktık.
Vakit geçtikte yürekteki yangın dilde acı oldu kelimelere döküldü.
Artık sadece üzgün değil, umutsuz ve kırgındılar!
‘Bana şehidimi versinler, yeter artık’ derken acılı babanın boynu büküktü.
Başı dikti ha, gurur, metanet asla ve kat’a zerre eksilmemiş.
Ama şehidini, evladını istiyordu kara toprağa emanet edeceğini bilse de…
Bulunacak inşallah dedik, bulunacak!
Üzüntünün yanına bir de sahipsizlik eklenmiş Yerköy’deki şehit ocağında.
İlk günler birkaç devlet ziyaretçisinden başka kimse gelmemiş.
Şehidin annesi evde yarı baygın, baba taziye çadırında aldığı ilaçlarla ayakta duruyor, acılı eş metanetli ama yüreğindeki yük her geçen gün tonlarca ağırlıkla basıyor ruhuna.
Dayanma gücünü yitirdi yitirecek ahali de olmasa.
Allah aşkına diyor oradan bir yabancı, bir ambulans da mı olamazdı şehit evinin önünde.
Öyle ya sıradan bir cenaze evi değil orası, yüreklerdeki yangın katbekat artmış.
Istırap dağlıyor duyguları.
Umut desen anlamını yitirmiş.
Dildeki şükür siteme, sitemler kırgınlığa dönüşmüş.
Neden sahipsiz şehit evi?
Bir sağlık görevlisi olamaz mı şehit evinde?
Ya da bir yetkili, asker, sivil, her kimse!
Şehit eşinin ağzından dökülen sözleri adam olan kaldıramaz.
Zerre ar duygusuna sahip değme babayiğitler işitse kulakları sağır, gönülleri paramparça olur.
Şehit oğlu, “Biliyorum anne babam şehit oldu, olsun üzülme resmini duvara asar babamız şehit oldu deriz” demiş annesine.
O çocuk yaşta büyütmüş yüreğindeki şehit kavramını.
Annesini teselli etmeye çalışıyor.
Kızı operasyona gitti biliyor, her şeyden habersiz.
Bu gün acılar taze diyor şehit eşi, ya yarın el etek çekildiğinde acılarla ve çocuklarımla aynı eve girdiğimde ne olacak?
Ne diyeceğim evlatlarıma, onları götürebileceğim bir mezar taşı olmayacak mı?
Olacak elbette olacak…
Ama bunlar çok acı, dayanması güç sözler.
Bu acılarla tek başına kalmış şehit ailesi Yerköy’de!
Bir yetkili yok yanlarında!
Bir ambulansı dahi çok görmüşler!
Gelen gitmiş, bir daha da dönüp bakmamış.
Allah aşkına şehit evinin önünü de temizleyemez belediye.
Kapının önündeki çöpler dağ gibi olmuş! Şehidi toprağa vermeden unutmuşuz.
En çok da bu koymuş acı dolu yüreklerine.
Sahipsiz, bir başına kalmanın acısı o kadar büyük ki, biz dayanacak metaneti bulamadık kendimizde.
Nemli gözlerle döndük Yerköy’den acılar yüreğimize saplı.
Bıçak açmadı ağzımızı!
Bu gün bu satırları yazıyorsam isyanımın adı şehit ailesinin acısının adıdır.
Onlar her şeye rağmen Vatan Sağolsun diyebiliyorlar bir Türk ailesine yakışır mağrurlukla.
Ya biz!
Ateşi uzaktan izliyoruz büyük, küçük!
Yazık!
YOZGAT RÜZGARI
AÇA(I)LIM…
Bu ülkede Kürt Sorunu (!) varmış!AÇA(I)LIM…
Diyorsanız şehit eşini dinleyin.
Bu ülkede bir sorun var diyorsanız şehit eşini dinleyin.
Açılım diye diye ihaneti açmak yerine gerçekleri görün bizahmet…
İşte gerçekler, Şehit Uzman Çavuş Erhan Ar’ın eşi anlatıyor, kulağınızı da gözünüzü de açıp dinleyip bizahmet…
“20 gün ben evime ekmek, sebze, meyve alamadım. Kantinimiz var onları bitirdik. Çocukları okula gönderemedik. Devletimiz bu askere polise neden lojman yapmıyor. Çocuklarımız okula gidiyor. Yapsın lojmanını, içine okuluna da yapsın, marketini de yapsın.
Orda yaşamayan burayı bilemez. Allah bizi teröristlere muhtaç etti. Elimiz kolumuz kan ağlaya ağlaya. Parayı veriyoruz 1 kilogram domates alıyoruz verirse dükkanını açarsa kepenk kapatmazsa. Açarsa alıyoruz, kapatırsa onu da alıyoruz. Canı isterse bize mal satıyor, canı istemezse bize mal da satmıyor.
TOKİ konutlarında oturduk kısa bir süre önce. Eşim geceleri sürekli operasyona giderdi. Orada duramadık, oturamadık insanların baskısı yüzünden. Öğrendim ki üst komşunun oğlu dağda terörist, yan komşunun kızı terörist. Allah aşkına biz onların içinde nasıl yaşadık, bunu bilen var mı. Neden bu yaşananlar dile gelmiyor.