Yılın ilk aylarında yapılan artışın ardından alım gücünde yaşanan gerileme, yıl ortasında yeni bir düzenleme ihtimalini yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

Ekonomik göstergelerdeki bozulma ve özellikle tüketici fiyatlarında devam eden yukarı yönlü seyir, ücretlerin reel değerinde aşınmaya yol açarken, Temmuz ayında ara zam yapılmasına yönelik beklentiler kulislerde daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Uzmanlar, mevcut şartların devam etmesi halinde maaşların yılın ilk yarısında önemli ölçüde eriyebileceğine dikkat çekiyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şamil Tayyar, küresel gerilimlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki dolaylı etkilerine işaret etti. İran, ABD ve İsrail hattında artan tansiyonun enerji fiyatlarını yukarı çekebileceğini belirten Tayyar, bu durumun başta petrol olmak üzere emtia fiyatları üzerinden enflasyonu tetikleme riskini barındırdığını ifade etti. Uluslararası kuruluşların da benzer yönde uyarılar yaptığına dikkat çeken Tayyar, özellikle gelişmekte olan ülkelerin bu süreçten daha fazla etkilenebileceğini vurguladı.

Enerji maliyetlerinin enflasyon üzerindeki belirleyici rolüne değinen Tayyar, petrol fiyatlarında yaşanabilecek olası artışların Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde fiyat baskısını artırabileceğini belirtti. Kısa vadede doğrudan bir enerji krizi öngörülmediğini ifade eden Tayyar, ancak jeopolitik risklerin kalıcı hale gelmesi durumunda ekonomik dengelerin daha fazla zorlanabileceği uyarısında bulundu.

Akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin piyasaya zincirleme şekilde yansıdığına dikkat çeken Tayyar, üretim, taşımacılık ve tedarik süreçlerinde maliyetlerin arttığını belirterek, bu durumun temel tüketim ürünlerinden hizmet sektörüne kadar geniş bir yelpazede fiyat artışlarına yol açtığını söyledi. Tayyar, “Akaryakıt zamları yalnızca pompaya yansımıyor; iğneden ipliğe tüm maliyet kalemlerini etkileyerek sahada ciddi fiyat artışlarına neden oluyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomideki mevcut seyrin devam etmesi ve enflasyonun yeniden ivme kazanması halinde, Temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılmasının güçlü bir seçenek olarak değerlendirildiği belirtiliyor. Özellikle düşük gelir gruplarının artan yaşam maliyetleri karşısında zorlanması, bu yöndeki taleplerin daha da artmasına neden oluyor.
Asgari ücretlilerin yanı sıra memur ve emeklilerin de benzer şekilde alım gücündeki düşüş nedeniyle zam beklentisi içinde olduğu ifade edilirken, toplamda yaklaşık 17,7 milyon emekli ve kamu çalışanının oluşturduğu kitlenin Temmuz sürecinde önemli bir baskı unsuru oluşturabileceği değerlendiriliyor. Bu durumun, ekonomik olduğu kadar siyasi karar alma süreçlerini de doğrudan etkileyebileceği belirtiliyor.

2026 yılı başında yüzde 27 oranında artırılarak 22 bin 103 TL’den 28 bin 75 TL’ye yükseltilen asgari ücretin, yılın ilk aylarında enflasyon karşısında sınırlı bir koruma sağladığı, ancak sonraki süreçte fiyat artışlarının hız kazanmasıyla birlikte reel olarak gerilemeye başladığı ifade ediliyor.
Kulislerde konuşulan senaryolara göre, Temmuz ayında olası bir ara zam yapılması halinde asgari ücretin yuvarlak hesapla 30 bin TL seviyesine tamamlanması öne çıkan formüller arasında yer alıyor. Ancak bu rakamın, enflasyonun seyri ve bütçe dengeleri doğrultusunda değişkenlik gösterebileceği belirtiliyor.

Karar Süreci Haziran’da Netleşecek
Ara zam kararının hayata geçirilebilmesi için Haziran ayında kritik bir sürecin işletilmesi gerekiyor. Bu kapsamda Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun olağanüstü gündemle toplanması ya da hükümetin doğrudan refah payı içeren bir düzenlemeye gitmesi bekleniyor.
Alınacak karar doğrultusunda yeni ücretlerin 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe girmesi öngörülürken, önümüzdeki haftalarda açıklanacak enflasyon verileri ve küresel piyasalardaki gelişmelerin sürecin yönünü belirleyeceği ifade ediliyor.
Ekonomik verilerdeki oynaklık ve dış kaynaklı risklerin etkisiyle şekillenen bu tablo, asgari ücret başta olmak üzere geniş kesimleri ilgilendiren gelir politikalarının önümüzdeki dönemde daha yoğun bir şekilde tartışılacağını ortaya koyuyor.





