Garibin, yoksulun, yetimin, çaresizin sofrasından çalanlar yazıklar olsun size:! Üç kuruşluk menfaatleri için yalan dolan alavere dalavere çevirenler yazıklar olsun size….Alkolle, uyuşturucuyla insanlığı öldürenler yazıklar olsun size!..Hırsızlıkla, haydutlukla, yalan ve dolanla insanların malına, canına ve namusuna kastedenler yazıklar olsun sizlere..
Peygamber efendimiz Ashabıyla oturuyor. Soruyor Ashabına; arkadaşlarım dostlarım müflis kimdir bilir misiniz.? Malını mülkünü kaybetmiş, iflas eden insandır ya Resulallah.. Peygamber Efendimiz hayır, hayır, diyor, Müflis namazını, abdesti, orucuyla dolu dolu hesaba girip, kul hakkı, yetim hakkı, komşu hakkı, yediği için elinden tüm kazandıkları giden, vereceği hayrı kalmayınca başkalarının günahını da üstlenmek zorunda kalan insandır, asıl müflis budur. Buyuruyor.
Hadi buyurun; malı, mülkü, kazancı, hayırları elinden uçup giden zavallı ne demek zorunda kalacak?..’’ Yarabbi Keşke ben de toprak olsaydım.’’
Onun cevabını da biliyorsunuz. Hayvanlarda İnsanlardan haklarını alacak..? Sonra Cenabı Hak hayvanlara toprak olun buyuracak. Bunu gören günahkârlar da;’’ Yarabbi keşke biz de toprak olsaydık’’ diyecekler…
Cehennemde odun da yok, ataş de ateşi biz götürüyoruz’’ diye bir sözümüz vardır Hak, hukuk, adalet kimin umurunda, komşu hakkı, kul hakkı kimin umurunda, yeter ki ağanın kesesi kasası dolsun....
Aldığımız maaşı – ücreti hak ediyor muyuz diye hiç sordunuz mu kendinize. Evime ekmek mi, ateş mi götürüyorum diye değerlendirdiniz mi çalışmanızı?..
İşin allem - kallem siyasetçi bunlar, adamını ayarla bir makama konarsın da, o koltuğu doldurup dolduramadığımızdan şüphemiz var. Biz de garibin, yoksulun, yetimin hakkını yeyip oturmuşsun oraya vay gele haline? Her günün harap senin her günün ateş!..Cehennem ateşini ellerinle hazırlamanın çaban içerisindesin keşke kendini anlayabilseydin.
Soyguna, vurguna, talana dur demek için geldik göreve ama;soyguncular, talancılar,durmadan kılık değiştirip karıştılar aramıza... Her devirde onların borusu öttü.. Hani hatırlarsınız o meşhur fıkrayı; ‘’Adam ben bir ipin bir başka ifadeyle bir eşeğin hesabını veremedim’’ diyormuş ya biz bunların hesabını nasıl vereceğiz..O güzel söz aklıma geliyor:’’
Adamın namazına, niyazına, ibadetine bakmayın!’’ Özüyle sözü tutuyor mu ona bakın, denmiş ya.. Aynen öyle adamın namazı, niyazı,ibadeti para etmiyor, çaldığı, çırptığı, yetim hakkı yediği, kul hakkı çiğnediğine ne olacak?Nasıl helalleşebileceksin o garip insanlarla..?
Bir köşe kapmışsın ya , o sana yeter. Pınarın başına oturmuşsun, sular senin tarafa akıyor. bu yetmez mi? Yetmez Vallahi!... Kendini kandırıyorsun, zavallı yaratık Kim emanet etti o makamı bilmem amma onun hesabını veremeyeceğini çok iyi biliyorum.
Arkadaş ya yalanı dolanı bırak, ya da dürüstlüğü... Elinden gelse Cenneti de parselleyecek ama, şükür ona gücü yetmez!.. İnsanları kandırıyorsun amma yüce yaratanı, nasıl kandıracaksın? Hile hurda, yalan dolan ve her türlü gayri meşru işler? Bunun hesabını nasıl vereceksin?
Hiç olmazsa bir Cuma günü, Cuma akşamı oturup kendinizi sorgulayın, ben hayatın neresindeyim? Deyin.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz demiş atalar, her tarafımızdan duman çıkıyor, sağınıza, solunuza bakın... Kötülükler çevremizi kaplamış bizi boğmak üzere uyanın arkadaş!
Hayatınızın, yaşadıklarınızın ve yaptıklarınızın hesabını vermeye hazır mısınız?
Hazırım diyenleri, kıldan önce kılıçtan keskin Sırat Köprüsü bekliyor, orada yalanınızı yemezler... Kusura bakmayın biraz ince çizdik çizgileri ama, galiba arif olanlar anladı anlattıklarımızı…