Okullarımız yeni bir ders yılının sevinciyle açıldı.Çocuklarımız öğretmenlerimiz okulları doldurdu. Okullar öğrencilerin ikinci evleri öğretmenler öğrencilerin ikinci aileleridir.
    Okullarda en az diğer dersler kadar terbiye ve milli kültür üzerinde durulmalıdır ki, vatanı cennetlere çevirecek sağlam ruh ve sağlam karakterli nesiller yetişebilsin. Talim başka terbiye başkadır. İnsanların çoğu muallim (öğretmen) olabilir ama mürebbi (eğitmen) olan çok azdır.
    Öğretmen ve eğitmen olmak mesuliyet duygusunu her an omuzda hissetmeye, ızdırap ve çile ile iki büklüm olmaya bağlıdır. Zira muhattapların sinesinde tesirli olmak böylesi bir temsil keyfiyetine bağlıdır. İşte yaşanmış örnek;
    Haydar Bey, Nevzat Hocaya:
    ‘Yine kaçmışlar. Bunlara daha önce nasihat ettik. Hiç söz tesir etmiyor. Bu üçüncü oluyor..” dedi. O da sordu:
    - Nİye kaçıyorlar?
    -Bilmiyorum. Serserice bir yaşayış arzuları var.
    - Daha önce nasıl bulmuştunuz?
    - Bir seferinde garajdan tuttuk getirdik. İkinci kaçtıklarında parkta uyutup kalmışlar bekçiler götürmüşler daha sonra haber verdilergetirdik. Bu hareketlerinin kendilerine çok ağıra mal olacağını uzun uzun anlattık. Fakat nafile.
    Öbür taraftan üç kafadar bu sefer trene binip kaçmayı kafalarına koymuşlardı. Biletlerini almak için başvurduklarında tecrübeli biletçi bunların durumlarından kaçak olduklarını anladı.
    Ve: Buraları tekin yer değil; hırsızlar çoktur. Biletlerinizi ve paralarınızı bana verin, tren gelinceye kadar muhafaza edeyim. Ben sizin babanız yerindeyim deyince, bu makul teklifi kabul edip paralarını ve biletlerini teslim ettiler. Biletçi gar polisine haber gönderip bu gençlerin kim olduğunu öğrenmesini ve okullarına, yurtlarına haber vermesini istedi.
    Polis babacan bir tavırla bunlara yaklaştı ve sohbete başladı. Durumlarını öğrenince hemen ilk fırsatta yurtlarına telefon etti.
    Haydar Bey, arabaya atlayıp gara, tren kalkmadan yetişti. Talebeleri alıp yurda, hareket etti. Bu sefer iyi bir dayak atacaktı. Çünkü bunlara nasihatin her türlüsü daha önce yapılmıştı. Tam yurda gelince, müdür beyle karşılaştı. Kendisi dövmekten vazgeçti ve durumu Müdür Beye anlattı.
    Müdür Bey:
    Haydar Bey, bana üç tane demir sopa hazırla. Bunların ayaklarını kırayım da bir daha kaçmaya yeltenmesinler. Şimdi ben derse giriyorum onlar da sınıfa gelsin. Sen git dediğim gibi üç demir sopa getir. Dedi.
    Haydar Bey, demir sopalar aramaya giderken kendi kendine:
    -Allah, Allah! Hey mübarek! Bir sopa yetmiyor mu? Ağaç değil ki kırılsın diye söylenmeye başladı. Sonra da "Elbette vardır bir düşündüğü; hikmetşiz olmasa gerek" dedi.
Daha sonra üç demir çubukla geldi. Müdür Bey de dersini bitirmişdi. Bizim üç kafadarın da isleri bitmişti. Ameliyat kapısında bekleyen hasta gibi ölüp ölüp dirilmişlerdi. Bunlara dönüp:
    Haydi gelin bakalım diye çağırdı. Yan odaya geç tiler. Müdür Bey:
    Haydar Hoca çıkar gömleğini.. Ben de çıkarıyorum. Alın oğlum şu demir sopaları ellerinize!..
     Bu dayağı biz hak ettik. Eğer biz size güzel nümune olabilseydik, eğer gerçek insanlığı ruhlarınıza duyurabilseydik, siz böyle serseriliği arzulamıyacaktınız. İşte çıplak vücudumuz istediğiniz kadar vurun dedi.
    Müdür Bey çok ciddiydi. İç muhasebesini yaptıktan sonra buna karar vermişti. Çocukların tavırlarından iradeli bir dönüşü fark edince, isrardan vazgeçti. Ve bir daha da kaçma hadisesi olmadı.