Görünen köy diyor ki Ak Parti siyaseti ana muhalefet partisi CHP üzerinden.
Yani Ak Parti CHP'ye yüklendikçe puan kazanıyor, oy topluyor.
Görünen köy böyle diyor demesine ama, siyasette her zaman görünenler olmuyor.
Tam aksine görünenler bir salvo, şaşırtmaca, işin magazin boyutunu oluşturuyor.
Ak Parti'nin asıl görünen köyünü, yani hangi parti üzerinden siyaset yürüttüğünü görmek için 8 yıllık iktidarının temel taşını oluşturan oyların merkezine bakmak gerekiyor.
Ak Parti'yi iktidara taşıyan oyların büyük bölümü CHP'den değil tam aksine MHP'den kopup geldi.
Saadet Partisi, ANAP, Doğru Yol Partisi gibi partiler içinde en fazla oyu aldığı partilerin başında geliyor MHP.
Türk siyasetinde 8 yıl gibi tek başına iktidarın sahibi olan Ak Parti'nin yönetim şeması da bu yüzden farklı renklere sahip.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin TBMM'deki 336 sandalye sayısından oluşan milletvekilleri içerisinde işte bu yüzden her görüşe sahip milletvekili bulunur.
Kimi kendini 'eski ülkücü'
Kimi 'eski milli görüş kimlikli'
Kimi ise 'eski solcudur'
Ak Parti'de şuan itibari ile eski milli görüşçüler ve eski ülkücüler hatırı sayılır bir orana sahiptir.
Belki de Ak Parti içinde çok sesliliğin demokratik çerçevede vuku bulmamasının sebebi de bu.
Her ne kadar Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, demokrasiden bahsetse de Ak Parti'deki parti içi yönetimin ideoloji partilerinden farkı yoktur.
Biraz daha açık konuşacak olursak şunu söyleyebiliriz;
Ak Parti içinde her milletvekili istediği gibi görüş bildiremez.
İstediği fikri savunamaz…
Ak Partili milletvekilleri bu gerçeği kesinlikle kabullenmezler,
Hatta şiddetle karşı çıkar, genel başkanları misyonuna sahip çıkarak parti içi demokrasiden dem vururlar.
Milletvekillerinin karşı çıkması gayet normaldir. Türk siyasetinde maalesef parti içi demokrasi ne tek başına iktidarın sahibi olan partilerde ne de kendilerini sosyal demokrat olarak gören partilerde tam manasıyla gerçekleşemedi.
Farklı fikirlere mensup, farklı siyasi partilerde geçmişi bulunan siyasetçilerin bir araya gelmesiyle,
Ama genellikle eskiden milli görüş kimliğini giymiş siyasetçiler tarafından yönetilen Ak Parti, farklılıkları yüzünden çok kimliklidir.
Ak Parti'nin çok sessizliği CHP'ye olan muhalefetini etkilemez.
Çünkü Ak Parti, CHP'den kendilerine oy çıkmayacağını çok iyi bilir.
Yozgat'taki programında konuşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, referandum anketiyle ilgili sonuçları açıklarken MHP'den yüzde 25.9 evet oyu gelirken CHP'den yüzde 8.9 evet oyu çıkacağını açıklayarak katı bir CHP gerçeğini ortaya koymuştur.
Ak Parti, CHP'den oy koparamayacağını Antalya ve İzmir gibi illerde çok daha net gördü.
Bu gün Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmalarında CHP'ye katı bir politika uygularken MHP'ye karşı iki farklı politika uygulamaktadır.
Ak Parti'nin MHP'ye karşı politikası genellikle seçim dönemlerinde çift başlı olur.
Seçim döneminde MHP tabanının sempatisini kazandıracak söylemler seçim propagandası olur.
İkinci söylemde ise MHP genel başkanı ve parti tabanı ayrı tutulur.
Tabanına saygımız var ama genel başkanını sevmeyiz politikasıdır seçim meydanlarında konuşulan.
Mesela Erdoğan Erzurum ve Yozgat gibi illerde MHP tabanına olabildiğince milliyetçi söylemleri ile ön plana çıkar.
MHP'den gelebilecek oyların hesabı vardır çünkü.
Nitekim referandum sürecinde de ortaya çıkan görüntü Ak Parti'nin MHP üzerinden bir politika yürüttüğü şeklindedir.
Ak Parti ne kadar da CHP'ye karşı sert söylemlerde bulunsa da asıl hedef MHP'dir.
MHP'den kopup gelecek her oy Ak Parti için değerlidir.
Ak Parti'yi yüzde 40'lara çıkaran oy potansiyelinin büyük bölümünü oluşturan MHP oyları referandum öncesinde de değerlendi.
Ak Parti'nin bu gün eski ülkücülere sahip çıkması ve 12 Eylül'ün hesabını 12 Eylül'de göreceğini deklare etmesinin ardında yatan gerçek de budur.
Ak Parti aslında son genel seçimlerde yüzde 20 oy potansiyeli ile 2. parti olan CHP'nin değil, yüzde 14'lük MHP'nin peşindedir.
Peki bunda ne kadar başarılı oluyorlar.
Sanırım gerek basın-yayın organları, gerekse kendini eski ülkücü olarak adlandıran kişilerin referandum sürecinde yaptığı açıklamalar Ak Parti'nin ekmeğine yağ çalmaktadır.
Ak Parti'nin en uç noktasındaki ismi Bülent Arınç dahi aslında tamamen zıt bir politikaya sahip olduğu ülkücülere karşı sempati uyandırmak adına şu konuşmayı yapabiliyor:
“12 Eylül mağdurları, Alparslan Türkeşler, Mamak'ta yargılananlar, cezaevinde tırnakları çekilenler, gözleri görmez hale gelenler. Sizin 12 Eylül'le hesaplaşmanız yok mu. Var ama siz yaptığınız için hayır diyeceğiz diyorlar. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi tabanı ile sıkıntımız yok. 12 Eylül'den sonra dördü idamla yargılanan 15 ülkücü gencin İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi'nde avukatlığını yaptım.”
Referandum öncesi bu konu nereden çıktı diyenler olabilir.
Düğün değil, bayram değil, hele hele seçim hiç değil diyenler yanılıyorlar. Ramazan Bayramının bittiği ilk gün (12 Eylül) yapılacak olan halk oylamasına 'Evet' olarak akacak her MHP oyu, sonraki genel ve yerel seçimler için yüzde 40'lık değil yüzde 50'lilerin Ak Partisi'ni doğuracaktır.
Bu günden bunları görmeyen Türk siyaseti ve seçmeni, yarının hesabını yaparken ya Ak Parti safında Adalet ve Kalkınma diyecek, ya de kendi muhalefet çizgisini belirleyecek.
Kaderimiz bizim elimizdeyse elimizdekini doğru kullanmak adına gerçekleri bu günden konuşmakta yarar görüyorum.