Cenab-ı Hak insanı her bakımdan en güzel bir biçimde, üstün kabiliyetlere ve özelliklere sahip olarak yaratmıştır. Bu kabiliyetlerin en önemlilerinden biri de insanların bir arada yaşama özelliğidir.
    Dünya hiç bir insan yoktur ki, tek başına yaşayarak ihtiyaçlarını kendisi temin edebilmiş olsun. En ilkel kabilelerden tutun daen medeni toplumlara kadar, bütün insanlar bir arada yaşamışlar, her türlü ihtiyaçlarını işbirliği, karşılıklı anlayış ve çalışma ile karşılamışlardır.
    İnsanların bir arada yaşayışlarının en belirgin örneği ailedir. Bilindiği gibi, aile, kadın ve erkek olarak yaratılan insanın birleşerek kurdukları basit, fakat mahiyeti itibariyle toplumun temel taşı olan önemli bir kurumdur.
    Aile yuvası ne kadar sağlam temeller üzerine kurulur, kadın ve erkek arasındaki karşılıklı iyi niyet, sevgi, sadakat, anlayış hak ve vazife duyguları ne derece sağlam temeller üzerine oturtulursa bu tür ailelerden meydana gelen toplum ve milletler de o nispette güçlü olur. Milletlerin bütünlüğü ve sağlamlığı ailenin bütünlük ve sağlamlığına bağlıdır.
    Memleket ve milletini sarsılmaz bir aşkla seven ve vatanı uğranda seve seve her fedakarlığa katlanabilen aile ve fertlerden oluşan toplum güçlüdür. Böyle bir toplumu içten ve dıştan yıkmaya çalışanları, emellerine hiç bir zaman ulaşamazlar.
    Aile fert ve toplum hayatının en sağlam bir teminatıdır. Vatan sevgisi, milli duygular,örf ve adetler basit şekliyle de olsa ilk defa yeni yetişen vatan evlatlarına aile yuvasına öğretilir. Aile yuvasında genç simalara yerleştirilen bu yüksek duygular, ihç bir zaman kalplerden silinip atılmaz.
    Cenab-ı Hak (C.C.) aile yuvası kurmanın önemine işaret ederek Rum suresinin 21. ayetinde şöyle buyrulmaktadır.
    “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız, eşler yaratıp aranızda sevgi ve şefkat var etmeside O’nun varlığını belgelerindendir. Bunda düşünen bir toplum için dersler ve ibretler vardır.”
    Evlenmek ve yuva kurma, şüphesiz her insan için en tabi ve en medeni bir vazifedir. Meşrü ve kabul edilir bir sebep olmaksızın bu sorumluluktan kaçmak, dinimizce hoş görülmemiştir.
    Yüce Rab’bimizin insanların çoğalması ve gelişmesi için kurduğu düzene uymamak kişi ve toplum hayatında telafisi mümkün olmayan derin yaralar açar. Kişi ve toplumun huzursuzluğuna ve toplumda bir takım sosyal hastalıkların ve bunalımların ortaya çıkmasına, bunların gelişmesine, yayılmasınasebep olur.
    Fertler arasında sevgi, saygı ve mesuliyet duygusu yerini, bencilliğe, şahsi çıkarlara, kin, intikam ve düşmanlık duygularına bırakır.
    Müslüman Türk milletinin yaşayışında ailenin her zaman önemli bir yeri olmuştur. Dini ve milli bağlara birbirine sıkı sıkıya bağlı Türk toplumunun bütün fertleri, aile denen kutsal çatının altında milli ve ahlaki değerleri benimseyip eksiksiz yaşamanın gayreti içinde olmalıdır.Bu kutsal çatının altında anne -baba en önemli iki unsuru teşkil ederler. Bunların kanatlar altında yatişen vatan çocukları, aldıkları sağlam terbiyenin gerektirdiği karakter örneklerini en güzel biçimde ortaya koyarlar ve gelecekte bu örnekleri devam ettirirler.
    Anne ve baba sevgisinden yoksun ve sağlam bir aile terbiyesi alamayan çocuklarda bir takım sosyal ve psikolojik dengesizlikler görülür. Bu sebeple, gelişmiş ülkelerde kimsesiz çocuklar, çocuk yuvalarından toplanıp barındırılıyor. Varlıklı ailelerin yanlarında yetiştirilerek bu çocukların sağlıklı yetişmeleri üzerindeki olumlu etkilerini dikkate alarak onların ailelerden uzaklaştırılmasını değil, bilakis belli bir yaşa kadar aile ocağından ayrılmamalarını tavsiye etmektedirler.
    İlmi araştırmalar, tavuğun kuluçkaya yatmasıyla çıkan civcivlerde. kuluçka  makinesiyleçıkan civcivlerde bulunmayan bir takım özelliklerin olduğunu, makina ile çıkanlarda bir takım davranış bozklukları olduğunu ortaya koymuştur.
    Bu ilmi gerçek de göstermektedir ki, aile yuvası, canlılar aleminde, hayvanlar arasında bile onların hayatı ve gelişmesi bakımından çok önemli bir etken olmaktadır.
    İşte bu sebeplerle:
    Dinimiz evlenih yuva kurmayı teşvik etmiş, kesin zaruret olmadıkça aile yuvasının yıkılması demek olan boşanmayı, arzu edilmeyen bir davranış olarak kabul etmiştir.
    Yazımızı, evlenmenin dinimizdeki önemini ve boşanmanın, aile yuvasını yıkıp tahrip etmenin kötülüğünü belirten iki “Hadis-i Şeri” meali ile bitiriyoruz:
    “Allah katında helal davranışların en istenilmeyeni, boşanmaktır.”
    “Evlenip yuva kurmak benim sünnetimdir. Kim sünnetime uymazsa,benim yolumdan ayrılmış olur.”