Avusturyalı’nın unutmadığı, adına yemek mönüleri oluşturduğu, iş yerlerine marka yaptığı Kara Mustafa Paşa’ya ait kafatasının Türkiye getirilmesi millet olarak üzerimize yüklenen sadece bir vazife değil aynı zamanda borç!
Dışişleri Bakanlığı Bürokratı, hemşerimiz-tarihçi Alhan Araslı’nın, İleri Gazetesi’ni temsilen Haber Müdürü olarak bana yaptığı açıklamalarını kaleme alırken meslek hayatımın hem çok önemli bir yazı dizisini, röportajını kaleme almanın heyecanını yaşadım hem de tarihi bir olayın, millet olarak manevi dünyamıza sirayet edecek bir tarihi vazifesinin yerine getirme vazifesi ile hareket ettiğimi belirtmek istiyorum.

VİYANA ‘BOZGUN’ MU, ‘İHANET’ Mİ?

Röportaja başladığımız ilk gün bu soruya yanıt aradık, dikkat çektik: “Viyana bir bozgun mu yoksa ihanet mi?” Bu gün bir kez daha tarihi detayları ile konuşalım istedim.
II. Viyana Kuşatması gerçekten Kara Mustafa için ‘tarihi bir bozgun mu’, yoksa ‘ihanet mi’. Bu gün bir sadrazamın 330 yıldır ülkesine
getirilemeyen kafa tasını konuşurken bu sorulara da yanıt bulmak en azından irdelemek gerektiğini düşünüyorum.

OLAĞAN ÜSTÜ BİR ZAİYAT VERMEDİK

    II. Viyana kuşatmasının sonuçlarına bozguna çevirip, Kara Mustafa Paşa’ya iftira atarak yaşamının sona ermesine neden olan süreci Alhan Altan Araslı’dan dinleyelim:
“O zamanki dışişleri bakanı ile oğlu Kara Mustafa Paşa’nın yerine göz dikmişlerdi. Aynı zamanda ordumuz kesilmeye başladı. Arka arkaya
bölgeler düştü. Aslında olağanüstü bir zayiat vermedik.

SARAY ENTRİKALARI YAŞANDI

Saray entrikaları yaşandı. Bir grup Köprülü ailesinden kopmak istiyordu. Devlet Köprülü’den vazgeçemedi. En son Fazıl Ahmet Paşa çıktı ortaya. O da köprülüydü. Yani bu ailenin hakikaten Türk tarihinde önemli bir rolü vardır. Tamamen saray entrikaları yüzünden oldu. Saraydan görevliler geldiler, adet üzere iki rekat namazını kıldı, kıldıktan sonra kanım yere bulaşsın diye halıyı kaldırttı ve aynı zamanda başındaki sarığını da çıkarttı, hükümranlığını, devlet adamlığını temsil ediyor diye. Maalesef boğularak öldürüldü.
Boğulduktan sonra kafatası adet üzere pek çok paşaların, pek çok komutanların bir vesile ile başları kesiliyordu. İçini dolduruyorlardı, bedenini gömüyorlardı. Kafa tasına da o zamana ait kimyasallar  dolduruyor, hükümdara takdim ediyorlardı. Ancak ne hikmetse bu kafa tası ortadan kayboldu. Ve büyük serüvenin içine girdi. Edirne’ye defnedildiği söyleniyor, mezarı orada kabul ediliyor.
Ancak bir deprem vesilesi ile kabri de yıkılıyor. Hatta orada teşhir edildiği de söyleniyor Edirne’deki sarayın önünde. Ancak o zamanların dokümanları henüz elimizde değil. Bunu tespit edenler de Süleymaniye’de arşive giren Murat Bardakçı’dır.”

KUŞATMA ÜZERİNE YÜZLERCE TABLO VAR

Avusturya’da gördüm ki yıllar sonra Kara Mustafa Paşa’nın ismine ait yemek dahi çıkarmışlar. Üstelik bir pastacı Kara Mustafa Paşa’nın adını taşıyan çikolata çıkarmış. Hala Kara Mustafa adı hala yaşatılır. Tarih kitaplarında bütün Avrupa tarihinde 1683’de Kara Mustafa Paşa’nın II. Kuşatması bütün kitaplarda yer alır, kuşatma üzerine de yüzlerce tablo yapılmıştır.



ADINI MARKA YAPTILAR
Kara Mustafa Paşa’nın ismi 330 yıllık bir tarihi geçmişe rağmen Avusturya’da hala yaşıyor. Öyle ki Avusturyalılar, Kara Mustafa Paşa’nın ismini şirketlerinde markalaştırıp, işletmelerine isim olarak vermişler.
Kara Mustafa Paşa’nın ismini Viyana’da yemek mönülerinde görebilmeniz mümkün. İş yerine Kara Mustafa Paşa’nın ismini veren Viyana’lılar, yıllar önce sınırlarına kadar dayanan bu düşman Türk’ü unutmadığı gibi saygı da gösteriyor.
Ne gariptir 330 yıllık süreç ne Kara Mustafa Paşa’yı unutturmuş, ne de o muhteşem kuşatmayı. Bundan  sonraki süreçte unutmayacak olan bizleriz.
Millet olarak 330 yıl süren kafa tası serüvenine bir son verip, emaneti yerine getirmek, sürgüne dur demek gerekiyor.



PAŞA'NIN HAZiN SONUNUN BAŞLANGICI
Kara Mustafa Paşa'nın Kafatası'nın akibeti hakkında elimizdeki tek Türk kaynağı Silâhtar Tarihi'dir. Silâhtar, Fındıklılı Mehmet Ağa'nın tarihinde, Kara Mustafa Paşa'nın son günü Şöyle anlatılıyor :
“Paşa hakkında çıkartılan idam fermanının uygulanması için Kapıcılar Kethüdası Gazoz Ahmet ile Çavuşbaşı Kadıköylü Mehmet Ağa, Belgrad'a gelirler, doğruca saraya giderler. Sadrazam : " Ne haber? " diye sorunca, kapıcılar kethüdası:
“Padişahımız, sizde emanet olan Mühr-i Hümayun'la, Sancak-ı Şerif ve Kabe anahtarlarını istedi. " diye cevap verdi. Paşa: Emir Padişahımın " diyerek koynundan mührü çıkarttı, sonra da Sancak-ı Şerifle, Kabe anahtarlarını sandığı ile getirip teslim etti. Akabinde : " Bize ölüm var mı? " diye sorunca da kethüda:
“Olması gerek, Allah imandan ayırmasın!" dedi. Paşa, yere seccade serdirdi. Sakin sakin namazını kıldı. Duasını edip elini yüzüne çaldıktan sonra iç oğlanına:
“Sen artık var, git. Beni de duadan mahrum etmeyin” dedi.
Merzifonlu, kendi eliyle kürkünü ve sarığını çıkarıp: “Gelsinler, şu halıyı da kaldırın, cesedim toprağa bulaşsın " dedi. Dileğini yerine getirdiler. Cellatlar ipi hazır ederlerken o da elleriyle sakalını kaldırdı... Paşa'nın esvabını soydular, naşını avluda eski bir çadıra götürüp yıkadılar. Kefenlediler, namazını kıldılar."
Devrinin en muhteşem ve görkemli ordusunu Viyana üzerine yürüten, adıyla Avrupa kıtasını adeta sarsan Kara Mustafa Paşa'nın sonu ne yazık ki böyle tecelli etti. O, tüm hatırası hâlâ titizlikle korunan ve yaşatılan 11. Viyana Kuşatması'nın baş mimarıdır. Bu yürüyüşle, Avrupa'da tüm nabızlar durmuş, bu yürüyüşle, Türk adı, Batı'da en ileri noktalara nüfuz etmişti.




Muhabir: Haber Merkezi