İnsanlar; zeka, yetenek, vücut yapısı ve ahlak bakımından eşit olmadıkları gibi, maddi imkanlar bakımından da eşit değildirler.
Bu durum, Kur’an-ı Kerim’de şöyle belirtilmiştir.
“Rab’bının rahmetini anlarmı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında anların geçimlerini bile aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık.”
Bir arada yaşamak zorunda olan bu insanların, huzurlu ve mutlu bir hayat sürebilmeleri için birbirlerine güvenmeleri gerekir. Bu da fertlerin birbirlerini sevmeleri, birbirlerinin malına, canına, ırzına ve namusuna göz dikmemeleriyle mümkündür. Böylece aralarında güven, sevgi ve kaynaşma meydana gelir.
Zenginler saçıp savurur, helal, haram, demeden kazançlarını artırmaktan başka bir şey düşünmez, kimsesizleri ve yoksulları gözetmezlerse, hiçbir zaman toplumda düzenli bir hayat sürdürülemez. Fertleri birbirini sevmeyen, birbirine ilgisiz kalan milletler, dünya sahnesinde şerefli bir yer alamazlar. Kin, haset, hırsızlık gibi kötü huylar, cemiyeti sarsan insanlar, içten içe birbirlerine karşı düşmanlık duygularıyla dolup taşarlar.
İşte o zaman (Allah Korusun) o memleket için tehlike çanları çalmaya başlar. Bankalar, mağazalar ve evler soyulur,zenginler boğulur, toplumda anarşi alır yürür, iç harp kaçınılmaz hale gelir. Memleketin bu zayıf durumunu fırsat bilen düşmanın arzularının gerçekleşmesine ortam hazırlamış olur. Böylece millet, Allah’a karşı kulluk vazifelerini yerine getiremeyeceği gibi ırz ve namusunu da koruyamaz.
Bu sonuçlardan Müslümanları korumak için Cenab-ı Hak, zekatı zenginlere farz kılmıştır. Zekat ve benzeri yardımlar; zenginler ve yoksul kimseler arasında, karşılıklı sevgi, saygı ve dayanışma artar.
Dinimiz; fakire, düşküne, yolda kalmışa yardım etmeyi bir inanç ve ahlak kuralı olarak kişilerin gönüllerine yerleştirilmiş, bunu dinin esaslarından saymıştır.
Darda kalmış; ihtiyaç içinde olan müslümanın yardımına koşmak dinimizin gerekçesidir.
Hz. Muhammed (S.A.V.) Müslümanların birbirine karşı hareket tarzını şöyle özetlemiştir;
“ Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onunla barışı bozmaz. Kim kardeşinin ihtiyacını karşılarsa; Allah’ta onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderirse; Allah’ta onun kıyamet günü sıkıntısını giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse; Allah’ta onun kıyamet günü ayıbını örter.
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yekdiğerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir azası rahatsız olursa öbür azaları da bu yüzden rahatsızlaşır.” Buyurmuşlardır.
Elimizdeki servet, yüce Allah’ın bizlere verdiği bir çok kabiliyetler ve toplum hayatının sağladığı çeşitli imkanlarla kazanılmıştır. Allah’a Peygamber’e ve Ahiret Günü’ne inanan insanlar, malının zekatını vermeye, bu servetten başkalarını da faydalandırmaya mecburdur. Zekat, yoksulların hakkı, zenginin de borcudur.
Haklar sahiplerine verilmezse; toplumun huzur, güven ve mutluluğu bozulur.
Kur’an-ı Kerim’de; “ Onların mallarında yoksul ve muhtaçlar için bir hak vardır” buyurulmuştur.
Müslümanın en belirgin özelliği yardımlaşmadır.
Komşusu aç olduğu halde; kendisi tok yatan kişi bizden değildir inancıyla hareket eden müslüman, islamın beş temelinden biri olan zekatını elbette vcrir.
Zekat, malın kirini, pasını silip temizleyen, bereketini artıran bir ibarettir.
Allah’ü teala Tevbe Suyresi,nin 103. Ayetinde Peygamberimize hitaben,” Müminlerden zekat al. Çünkü Zekat; onları kirden i günahlarından temizler.”buyurmuştur.
Zekat, serveti eksiltmez, aksine bereketlendirir ve her türlü tehlikeden korur.
Nitekim; Yüce Allah şöyle buyurur;
“Mallarını, Allah yolunda harcayanların hali; yedi başak bitiren, her başakta yüz tane bulunan bir tek tohum hali gibidir. Allah, kime dilerse; ona kat kat verir. Allah, insanı bol olan, hakkıyla bilendir.”
“Canın yongası” olan maldan fedakarlıkta bulunmak, kişinin Allah’a itaattaki samimiyetini gösterir.
Bu konudaki Rab’bimizin buyruğu da şudur;
“Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça; asla iyiliğe ermiş olamazsınız. Allah yolunda her ne harcarsanız; şüphesiz Allah onu bilir”
Akıllı ve samimi bir müslüman şöyle düşünmelidir.
Rab’bımın bana verdiği servetten jyalnız ben mi istifade edeceğim? Gerçekte bu mal Allah’ın bana bir lütfu ve topluma ait bir emanettir. Her şey gelip geçidir. Baki kalan bu kubbede hoş bir sedadır.”