Aslına bakarsanız kestanesine de doyum olmaz.
Kestanesi, pastası, böreği, çöreği bahane asıl olan sobayla ilgili yürek ısıtan hatıralarımız.
Kimi zaman dışarıda yağmur, kimi zamansa alabildiğince kar soğuğuyla düşleriz maziyi.
Soğuğu ısıtan her zaman sobadır.
Soba çatırtısında kendinden geçmiş bir ruh…
Stres dolu yaşantımızın arayıp da bulamadığı şey.
Ne kadar da basit değil mi efendim.
Eminim şu soğuk kış günlerinde sizin de sobaya dair zevkleriniz, yapmak istedikleriniz vardır.
Evet, Yozgat öyle her evde doğalgaz, kalorifer olan evlerden ibaret metropolvari bir kent değil.
Hoş, öyle olsa da kazanacağımız çok şey yok ya şehir olma adına.
Geçmişe dair anıları dinlemeye bayılırım.
Eskiler diye tabir ettiğimiz o insanlar var ya…
Ne yaşanmışsa geçmişe dair kıvrımlarına, ayrıntısına kadar hatırlarlar.
Onların anlatımıyla maziyi dinlerken yaşarım sanki.
Yozgat\'ta ve Anadolu illerinde özellikle köylerde odalar vardı. Hala da var ama öylesine.
Yazın teknolojiden yoksun, yoksulluk ve imkansızlıklar içinde canını dişine takıp çalışan ahali kışın o odalarda keyfini çıkarırmış avareliğin.
E, o zamanlar kar böyle mi yağırmış?
Diz boyu, adam boyu, dam boyu kar olur, yol bulmak, açmak neredeyse imkansız hale gelir.
Gebeler ahırda, evde doğum yapar, kimi kadın hastane yüzü görmez.
İnce hastalık denilen melun şey de işte bu imkansızlıklardan doğmadı mı?
Kim bilir ne basit hastalıklar ince hastalık diye aldı götürdü canları.
Mazinin renkleri kadar, siyah beyaz, aslında kimsenin hatırlamak istemediği yaşanmışlıkları, gerçekleri de var haliyle.
Ama ben Yozgat\'ın beyazlara büründüğü bu günlerde o eski kışları hatırlayalım, biraz ruhumuzu, düşüncelerimizi ısıtalım istedim.
Dinlediklerim biraz da yaşadıklarım kadarı sizlerle paylaşabildiğim.
Yoksa maziden bu güne not düşecek derin yaşanmışlıklara sahip değilim elbette.
Eskiden köy odaları varmış diye başlayalım söze.
Yaz boyu yorulan bedenleri, sohbete aç ruhları dinlendiren, kimsesiz yolculara ev sahipliği, en derin muhabbetlere kucak açan köy odaları.
Kış geldiğinde daha da bir değerlenirmiş bu odalar.
Kapısını kim açarsa boş gelmez, bir kap içinde sıcak yemeğini paylaşırmış.
Bizim kış yemeği arabaşı da sohbetin bol yaşandığı o yıllarda köy odalarında doğmuş.
Geçenlerde Yazıişleri Müdürümüz Seyfi Çelikkaya hikayesini anlatan haberinde arabaşının nasıl ortaya çıktığını kaleme aldı.
İnsan okuyunca o günlere gidiyor.
Gelmek istemiyor, kalası, o köy odalarındaki muhabbeti yaşayası geliyor.
O kadar boşluktaki insan ruhu…
Bir oda, kendini atacak sıcak bir soba yanı istiyor.
Şu kış gününde insan ruhunun şefkate ihtiyaç duyduğu bu günlerde bir sıcak sobanın alevinde ısınmak…
Odun ateşinin yüzüne çarpan sıcaklığını hissederken bir bardak çayın lezzeti değişilir mi Allah aşkına.
Çok mu basit özlem, hayal sizce…
Biliyorum uzak değil ama herkesin de yaşayamadığı bir düş değil mi?
Dışarıda kar gökyüzünden inerken toprağa, bereket saçan soğuğun evinizdeki sobayla bozulan havasını yaşamak…
Ve her şeyden önemlisi bir dost sohbetiyle bu ortamı zenginleştirmek.
Akşam olup da baba işten eve geldiğinde o sobanın alevi daha farklı ısıtır çocukların da olduğu haneyi.
Babanın sesiyle ses bulur duvarlar.
Ne kışın soğuğu, ne de hayatın yokluğu.
Gün boyu verilen mücadelenin bedene ağır gelen yorgunluğu,
Riyakar ilişkiler,
İki yüzlü muhabbetler,
Paranın satın aldığı bir dünya
Ve günün bitiminde sıcak bir yuva.
Kış soğuğunu ısıtan bir sobadan yükselen alev sarıp sarmalar aileyi.
O sobanın üstünde kaynayan çayın demindeki sadeliğin lezzeti,
Varsa kestane, yoksa ağzına yandığımın memleketinde patates de yok mu ya…
Olmaz mı, işte size kış eğlencesi…
İster hiç kesmeden üzerini tuzlayıp sobanın üstüne, ister fırın bölümüne.
Farklılık isteyenler dilimleyip sobanın üzerinde de pişire bilir.
Biraz yansa da eller, o lezzeti en usta aşçı, en afilli lokantalar vermez.
Bir yuvayı ısıtan soba, köy odalarındaki muhabbetin de kaynağı.
Kimsesiz yolcuları sarıp sarmalayan sanki ana kucağı.
Postun üstüne devrilip yatan kedinin o halini izlemesi dahi ruha zenginlik.
Bu gün bir patates atalım istedim sobanın üzerine.
Yorgun ruhlar, yorgun fikirler ve alabildiğince strese batmış yaşantımızda bir dakikalık mola, maziye dair.
Bu kış sobanın etrafında olmak vardı…
Belki yakması, külü, bacasının temizliği ayrı bir zahmet ama ısınınca gölgesinde her şeyi unuturdu insan.
Bu gün kokusuz, tozsuz, temiz kalorifer ve doğalgaz var ama…
Var işte sadece.
Rahatı dinlendirmiyor yorgun ruhlarımızı.
Kış soğuğunda keyfi alem ısıtsa da bedeni, ruhumuz her daim üşüyor, alamıyoruz üzerinde patates pişen sobanın alevindeki tadı, muhabbeti ve aşkı…