Hasta bir insan tedavi edilmezse , güçlü gıdalarla beslenmezse ölür. Bu çeşit bir ölüm, bedenin ölümü, insanın maddi hayatının son bulmasıdır.
Çok iyi bildiğimiz gibi insanın bedeni yanında birde ruhu, maddi varlığı yanında bide manevi varlığı vardır. İnsanın ruhi ve manevi varlığıda tıpkı bedeni gibi hastalıklardan tedavi edilmeye manevi gıdalarla beslenerek güçlendirilmeye muhtaçtır.
Yine çok iyi biliyoruz ki; ruhi ve manevi hayatı besleyen en değerli gıda; ilimdir, bilgidir.
Zira ilim en üstün amel, ilmi araştırma en büyük cihad olarak vasıflandırılır. Cehalet ise manen ölmek şeklinde tarif edilmiştir.
“İman edenlerin gönülleri Allah’ın zikri ile sükunete kavuşur. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”Buyurmuştur.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar;
“ Melekler ilme talip olanlara kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta sudaki varlıklara varıncaya kadar hepsi ilim adamları için Allah’dan af ve mağfiret dilerler.
Bir alimin abit üzerindeki üstünlüğü, Ay’ın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler nebilerin varisleridir.
Peygamberler, ne bir altın ne de bir gümüş mirası bırakmışlardır. İşte o mirasa sahip olanlar, sonsuz bir haz ve nasip almış demektir.
İnsan, dünyaya Zariyat suresini 56. ayeti kerimesinde de buyurulduğu gibi, ancak yüce yaratanı tanımak ve O’na kulluk etmek için gönderilmiştir.
Allah’ı tanımak ve O’nun yüce kudreti karşısında secdeye kapanarak O’na kulluk etme mertebesine yükselmek ancak şuurlu bir bilgi ile olur. Cahillik sıfatını taşıyanların hiçbir suretle bu yüksekliğe erişmeleri mümkün değildir.
İnsan kendisini mükemmel bir şekilde yaratan ve ihtişamla besleyip yürüten yüce Rab’binin eşsiz sıfatlarını ve isimlerini bilmeli, O’nun uçsuz bucaksız kainattaki akıllara durgunluk veren eserlerini kavramalı, düşündükçe hayretler içerisinde kalacağı nimetlerini idrak etmelidirki, O’na inanç ve sevgi ile bağlansın ve ibadet edebilsin.
İşte bu sebeplerdendir ki sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v.) ümmetini daima teşvik etmiş bir çok hadis-i şeriflerinde İlmin öenemi-ni anlatmıştır. Bu pırlanta sözlerinden birinde;
“Peygamberler miras olarak mal ve para bırakmazlar. Onların bıraktığı miras ilimdir. Kim ilmi elde ederse büyük bir nasibe, yüksek bir dereceye ulaşmıştır” buyurmuştur.
Cenab-ı Hakk da Resulü Ekrem’ine ilim istemesini emretmiş ve Taha Suresi’nin 114. ayet-i kerimesinde:
“De ki Ya Rab’bi ilmimi artır.” Buyurmuşlardır.
Büyük sahabi ibn-i Mesud (R.A)
Büyük sahabi ibni Mesud (R.A) bu ayeti okuduğu zaman; “Allah’ım İlmimi, imanımı ve yakınımı artır” diye dua ederler. İlmin nereden ve kimden geldiğine bakıllmaz Mühim olan ilmin insanı hayra ve hakikate ulaştırmasıdır. Bu genişlikte düşündüğümüz zaman, dini ve manevi ilimler yanında fen ilimleri, Cenabı-ı Hakk’ın yüce isimlerinin tecellileri demekolan kainat kanunlarını inceledikleri için insanı hayra ve hakikata ulaştıran önemli çalışmalardır.
İster dini, ister manevi, isterse fenni olsun, ilim elde etmek için iman şuuru ile bir araya gelen toplulukların kalp huzurlarına ve rahmete ereceklerini Allah nezdinde hayırla anılacaklarını sevgili peygamberimiz (S.A.V.) şöyle müjdeliyor; “İlim aramak için bir tarafa yönelen kimseye Allah cennet yolunu kolaylaştırır.”
“Allah’ın kitabı Kuran’ı okumak ve O’nu birlikte incelemek için Allah’ın evlerinden birinde veya başka bir yerde toplananlara Allah muhakkak kalp huzuru verir. Onları rahmetine ve tuttuna gark eder. Onların etrafını melekler sarar. Allah onları, indinde bulunanlara ve hayırla zikreder.”
Mademki, ilim insana rabbini daha çok tanıma fırsatı veriyor. O halde ilim sahibi olan kimse de kainatı kudret elinde tutan yüce yaratanı daha çok esvmeli. O’na isyan etmekten, O’nun emirlerine karşı gelmekten, yasaklarına uymamaktandaha çok korokmalıdır. Davranışlarını bu sevgi ve korkunun bilinci ile düzenlemelidir.
Nitekim ayet-i kerimede
“Allah’ın kuralları içinde Allah’tan korkanlar ancak alimlerdir.” buyrulmuştur.
Müfessirler, bu ayeti kerimeyi şeyle açıklıyorlar;
“Alimler, kainata ibret nazarıyla bakanlar,varlıkların yaratılışındaki harikaları ve hikmetleri düşünürler. Bu düşüncelerinde Allah’ın kudret ve azametini müşahede ederler. Bunların sonucunda kalplerinde manevi bir zevk ve lezzet ilahi bir haşyet husule gelir. Yüce yaratan’ın bütüün noksanlardah münezzeh olduğunun idrakine varırlar.”
İnsanın, bu dünyaya bir maksada, bir gayeye ve bir hedefe göre yaratıldığı kainatin en üstün yaratığı derecesine yükseltildiği apaçıktır.
Bir imtihan dünyasında yaşıyoruz. Gerçek bilgi insana sorumluluklarını kavratan ve bu imtihan dünyasında onu başarıya ulaştıran bilgidir.
Ne mutlu bu şekilde alim olanlara!
Ne mutlu gerçek bilgiye ulaşanlara!
Ne yazık ki cehaletin karanlığında kalanlara!