Ülkemizin istikbali hakkında kafa yormak istiyor isek, gelecek nesillere nasıl bir dünya miras bırakıyoruz, neslimizin geleceğini nasıl şekillendiriyoruz gibi sorulara cevap aramak, neslin geleceği hakkında kehanette bulunabilmek içinde yetiştirdiğimiz nesli çok iyi analiz etmek zorundayız.
    Hayatı pembe görmek, hastaneleri, hapishaneleri, tımarhaneleri, sokak hareketlerini, ortadan kaldırmıyor. Hapishaneler geçmişteki hataların neticesinde dolmuş. Her ihmal, her hata ızdırap ve gözyaşı olarak yakamıza yapışmıştır.
    Dar yollar genişledi, toprak yollar asfalt oldu, atla gidilen yerlere otobüsle, uçakla gidilir oldu. Teknoloji ile modernleşmeye çalışılırken insanlık,  insanlığı unuttu.
Öğretmeninde, annesinde babasında aradığı değerleri bulamayan bir öğrenci, tahtayı, tebeşiri, en modern laboratuarı bulmuş neye yarar?
    Şimdiye kadar basite alınan, bakımı, görümü yapılmayan,  önemsenmeyen gençler değil mi bomba sesleriyle bizi uyandıranlar? Evet, aç midelerden isyan, kalem tutturulmayan ellerden cehalet, kalpsiz sinelerden zulüm çıkar. Böylece cemiyet ve millet keşmekeşliğe bürünür, her taraf pis kokular yayılan çöplük haline gelir.                    
    Menfaatin bir mıknatıs gibi insanları kendisine çektiği, bütün değerleri alt üst ettiği bir dünyada, nefsin mabet yapılıp her an ona secde edildiği bir ortamda, atlastan döşeğin, yünden yorganın olmuş neye yarar ki, vicdan ve gönül rahat olmadıktan sonra.
    Millet istikbale hazırlanıyor. Okula giden öğrenciler bunu gösteriyor. Öğretmen istikbale yatırım yapıyor, veli bu sebeple alın teri döküyor.          
    Nesil; ilimin, bilimin ekmeğini yiyecek, onunla yoğrulacak, ilimi, bilimi bayrak yapacak. Sanatkâr eller usulüne erkânına göre nesli bir dantel gibi işleyecek, tarihine layık bir nesil ufukta tulu edecek. Ağlayan gözü silecek bir mendil, kanayan yaraları saracak merhametli bir tabip, derde derman nesil.          
    Evladına merhamet edecek, milletine acıyacak, Leyla’nın Mecnun’a, Mecnun’un Leyla’sına aşık olduğu derecede ülkesine aşık, dev gibi binalarda cüceleşen,  ilimi ve bilimi siyasetin ve menfaatin aracı haline getirmek isteyen nesil değil, ilim ve bilim yarışına giren nesil.          
    Rüşveti, yalanı, zinayı, hırsızlığı, adam öldürmeyi, lügatinden silmiş, eroin, mafya gibi terimlere yabancı, “alkışlanan bir nesil”          
    Vatanım, evim. İçindekiler, hane halkı, hepsi dost, hepsi ahbap, hepsiyle dostum, haberiniz olmadan bir şey almadım, bir şey çalmadım, üzülürsünüz diye kem nazarla bakmadım, hakkınızı hakkım gibi aziz bildim, namusunuz namusumdu, siz aç iken ben yemeğin tadını alamadım, siz üşürken ben ağız tadıyla sobaya yanaşamadım, siz hasta iken ben dik gezemedim, siz ağlar iken ben gülemezdim diyebilecek bir nesil.          
    Aldılar elimden kumar aletlerini, kırdılar beynimdeki kelepçeleri verdiler kimimize çekiç, pense sanatkâr olursun diye. Kimimize de verdiler kalemi, kalpler fethedilsin diye...