Bazen insanın kendini dinlemesi, düşünmesi gerekiyor. Ben neyim, niçin varım, ne yapıyorum, nereye gidiyorum ve bu gidişin sonucu ne olacak? İslam’da buna “Tefekkür” deniyor. Yüce Mevla ilahi kitabında “Siz hiç düşünmez misiniz?” diye bize hitap edip düşünmemizi emrediyor.
İnsanın bazen dünüm nasıl geçti, bugün ne haldeyim, yarın yapacaklarım ne olmalıdır? diye düşünmesi öğütleniyor. Kendim için ne yaptım, çocuklarım için ne yapıyorum, toplum için ne yapmalıyım. İnsanlık adına yaptıklarım var mı? Çocuklarıma, anne-babama ve tüm insanlara karşı sorumlu olduğum şeyler nelerdir? O halde ben bu sorumlulukları ne kadar yerine getirebiliyorum.
İşi, aşı, aile düzeni iy gitmeyenlerimiz var. Anne ve baba olarak hiç oturup da düşündük mü acaba “Neden” diye... Sıkıntıların nedenini, çözümsüzlüklerin nedenini, çekişmenin nedenini irdeledik mi? Bu nedenler arasında kendimize pay çıkarabildik mi? Bir köşe yazımda huzursuzluğun, geçimsizliğin kaynağı “İnsan” bizleriz demiştim. Kendimizi bu manada hiç yargıladık mı? Yoksa zoru gördüğümüz an kaçıp gitmeyi mi tercih ettik.
Macera arayan, maceraperest insanlara benziyoruz. Yaşadığımız hayatın, yaşadığımız güzelliklerin farkında bile değiliz. Hayatımızda macera, yaşantımızda, harcamalarımız da, hayallerimiz de hep macera üstüne kurulu. Bu kadar maceraperest olmasak, sağlığımızı, hayatımızı, zamanımızı her şeyimizi bu denli ucuza harcarmıyız?
 Bakın çevrenize, kimileri boş vermişlik içinde, kimileri macera peşinde, kimileri aşırı bir hırs içerisinde, kimileri de yaşadığı her anın hesabını yaparak topluma birşeyler katmanın telaşında... Bu telaşı, tedirginliği, hayatı daha fazla çeşitlendirmek mümkün... “Boşver hayatını yaşa!” diyen bir grup boşvermiş insanlar da eğlencenin, çılgınlığın ve nefsinin tatmin olması peşindeler.
Bu girişten sonra şunları ifade etmek istiyorum. İnsanın bir emeli, amacı ve ideali olmalı. Hayatı insan gibi yaşama planı olmalı. Eşine, çocuklarına, anne ve babasına, hatta topluma ne vereceğinin, ne kazandıracağının hesabını yapmalı.
Maalesef bize verilen süre sonsuz değil. Hayatın bir müddeti, sınırı, sonu var. Bir yerde bu süre bitecek. Yaşadığımız maceralı hayatın hesabı sorulmak üzere Mizan kurulacak. Elhamdülillah buna inancımız var.
Görüyoruz ki, bazı insanlar maceralı bir hayatın peşindeler. İnsafsızca, acımasızca, cömertce bu hayatı harcayıp sona doğru yaklaşmaktalar. Hepimizin sona doğru gidişi gibi... Bazı örnekler vereceğim ama; iyi biliyorum ki, bazıları “Bu benim” diyecekler ondan da korkuyorum. Aslında “bu” ben, sen, o, hepimiz, hepimizin hayatı... Yanlışlarımız çok, hem de haddinden fazla.
Bazı insanların maceraperest davranışları onları acımasız bir sona taşımış durumda... Bilgisayar, internet evlerimize kadar girdi bunu tartışmıyorum. O sitelerin birinde çoğu rezalet ama bazıları ibret dolu “İtiraf ediyorum!” diye yaşadıkları hatanın, pişmanlığın itiraflarını yapanlar var. Belli ki bir çoğunun aslı-arası da yok ama; doğruların sonucu da malesef çok acı.
Bir kadının itirafını okumuştum; mutlu, huzurlu aile yuvasından bataklığın içine düşüş hikayesi... Bir gencin uyuşturucu batağına nasıl düştüğünü, bir annenin fuhuş belasına nasıl sürüklendiğini, bir genç kızın arkadaşları aracılığı ile ahlaksızlığın dibine nasıl ulaştığını okumuştum. Okudum da: “Hayat bu kadar ucuz, bu kadar basit değil!..” dedim. Maceranın sonu felakete dönüşmüş... Örnekler çok, hem de pek çok ama; ucu bir yerlere dokunacak üzülüyoruz.
Geniş bir konuya dalıp ummanda kaybolduk galiba. “Yaşadığınız anın kıymetini bilin!” demeliyim. Hayatınızın, çocuklarınızın, sağlığınızın, vatanınızın, namusunuzun, şerefinizin, haysiyetinizin kıymetini bilin! Allah aşkına bakın basit bir sigara macerası bile bizi ölüme götürüyor farkında değiliz.
Tiryakileri sıkıştırdığınızda verilen cevaba bakın “Atın ölümü arpadan olsun!..” Ne kadar ucuz bir hayat düşünebiliyor musunuz? Ey maceraperest dostlar, hayatın anlamını hiçe sayan, yaşadıklarının keyfini çıkaran, ama ibret alamayan dostlarım her saniye bizim sona yaklaşmamızı gösteriyor ve bu maceralı hayat bir yerde bitecek haberiniz olsun!..
Bu sonucu en iyi “Kutsal Mekandan” hava alanına döndüğümüzde anladık biliyor musunuz? Hava alanına indiğimizde “Eyvah! Herşey bir rüya imiş, biz çok şey kaçırmışız!” dedik. Galiba bu maceranın sonu da böyle bitecek. Keşke yanlışın, küfrün ve rezaletin batağına düşmeden bunu anlayabilsek... Son pişmanlık fayda eder mi bilmem!..