İnsan insanca davrandığı sürece kutsal ve onurlu bir mahluktur. Davranışlarında ve insani münasebetlerinde Hakkın rızasına uygun yaşadığı sürece şereflidir. Elbette ki, yaratılışının bir amacı ve gayesi vardır. Kendisine takdir edilmiş olan ömrün vebalini ve sorumluluğunu bilerek hareket etmek zorundadır. Çizgiden çıktığı ve keyfiliğe düştüğü an, emanete olan ihanetinin hesabını verecektir. Bu hesaba kendi bedeni, çevresi  ve olaya tanıklık eden tüm varlıklar şahitlik edecektir.
     Gençlik insanın en heyecanlı ve en arzulu olduğu bir dönemdir. Yüce Yaratanın bize emanet olarak bıraktığı sayısız nimet ve sayısız değerler vardır. Bu nimeti elinizden kaybettiğiniz an gerçek değerini anlayabiliyoruz. Gençlik de böyle bir değerdir. Hovarda ve savurganca harcanan gençliğin hesabını vermek pek de kolay olmayacaktır sanırım. Sonuçta emanete yapılmış bir saygısızlık ve ihanet  söz konusudur.
     Böyle bir girişten sonra konu başlığımıza dönelim. Neden “ Haram Hayatlar “ dedik. Mevla helal dairesinde kalmak şartıyla tüm nimetleri kulunun istifadesine sunmuştur. Mal,  mülk, kadın- kız , oğul- uşak , makam, mevki, para-pul, şöhret- nam  bunlardan bazılarıdır.Bunları izin verilen edep ve namus çerçevesinde kazanır, kimsenin malına, namusuna ve ırzına saldırmadan elde ederseniz mubahtır ve helal dairesindedir.
    Haramı helali gözetmeden toplar biriktirtseniz işte o zaman Yüce Mevla  ilahi adalette hesap vermeye hazırlıklı olun diyor. Yaptıklarının hesabını vereceğini bilen bir insan hayatını hoyratça harcaması akıl karı mıdır?
    Sözün özü: Çarşıda, sokakta, caddede el ele gönül gönüle gençlerle karşılaşıyoruz. Ne güzel, sevgide buluşuyorlar diyebilirsiniz. Sizin hoşunuza da gidebilir. Bunlar aşık, birbirini seviyorlar, sevenleri de ayırmak doğru değil diyorsunuz. Harama olur veriyorsunuz ve haramı mubah görüyorsunuz…
    Şöyle bir doğru düşündüğünüzde böyle bir hayat “ Mubah mıdır?” Şimdi birileri çıkıp “ Hangi devirde yaşıyorsun hoca!” diyecek valla hiç umurumda değil “ Nikahsız hayatlar” beni rahatsız ediyor. Meşru ve helal dairesi varken insanları harama ve yasak ilişkilere sevk etmek Yaratıcıya olan isyanı gösterir kimse kusura bakmasın.
     Bakıyorsunuz cadde sokak el ele gönül gönüle gençlerle dolu…Güya bu çocuklar sevgiyi paylaşıyorlar. Eşleri midir, hayır. ailesi midir, hayır, evli midirler, hayır…Yaa? Sevgililer, birbirlerini seviyorlar. Toplum da bunu mubah görüyor ve artık ayıplamıyor. Yani meşru, ama nikahsız hayatlar bunlar…
     Böyle bir hayattan çocuklar doğarsa ne olacak? Kolayı var canım evlendirir gideriz. Yani haram meyveyi meşrulaştırırız. Buna gücümüz yeter mi, onu da bilemem. Haram meyve birilerinin canını sıkıp çöpe atılmamışsa dokuz ay sonra hayata merhaba diyecek!.. Bu çocuğun hükmü nedir? Valla onun cevabını da siz verin.
     Gençler evlenmemeli mi? Sevmemeliler mi? Hayır böyle bir şey demiyoruz. Sevmeliler, evlenmeliler, hatta yasak ilişkiden kurtarılmalıdırlar. Bu da biz anne ve babalara düşüyor. Adam oğlum bir kız seviyor diye seviniyor, kadın kızım bir delikanlıya aşık olmuş diye övünüyor! Şu yanlışlığa bakın Allah Aşkına? O zaman yapın nikahlarını yasak aşk yaşamasınlar nikahsız çocuk dünyaya getirmesinler.Yanlış mı ifade ediyoruz Allah aşkına?
      Sorumlu olduğumuz bir hayatın, hesabını vermeyeceğimiz bir yaşamın, eza ve cefasını çekemeyeceğimiz bir ömrün günahına niye girelim. Bu vebali dağlara yükleseniz dağlar taşıyamaz, derdinize ne oluyor?
       Mevla her şeyi helal ve mubah dairesinde kalması şartıyla o kadar çok nimet yaratmış ki say sayabildiğiniz kadar..Bize ne oluyor ki Cennetten kovulduğumuzu unutarak bu haram meyvelerin halen peşinde koşturuyoruz. Meşrusu var mı, evet, helali var mı evet, çeşit bol mu, evet!...Eeeee  niye halen nikahsız hayatların ve haram yaşamın peşinde koşturuyoruz…
        Ey anne ve babalar vallahi vebal içindesiniz, Çocuklarınıza hayatı, haramı helali öğretin ve onları sonucu  yakıcı ateş ve Cehennem olan acı bir akıbetten koruyun..Böylece hem onları hem de kendinizi kurtarmış olursunuz. Toplumu da haram meyvelerin istilasından kurtarırsınız. Ben konuyu “ Zülf-ü Yare” dokunmadan anlattık, siz arif olun anlayın gari…