Yozgat Valiliğinden sürücülere kask ve güvenli sürüş uyarısı
Yozgat Valiliğinden sürücülere kask ve güvenli sürüş uyarısı
İçeriği Görüntüle

Köksal, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun 17 Ağustos 2026 tarihli basın açıklamasını paylaşarak, Marmara Depremi'nde hayatını kaybedenleri andı.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği ve afet politikalarının yeniden ele alınmasının zorunlu hale geldiği bir dönüm noktası olduğunu belirten Köksal, depremin yanı sıra yapı üretimi ve kentleşme anlayışının da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye'nin farklı bölgelerinde meydana gelen 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ ve İzmir depremleri ile 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin yapı stokundaki kırılganlığı ortaya koyduğunu aktaran Köksal, şunları kaydetti: “Bugün artık soru depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman olacağı değildir. Asıl yanıtlanması gereken soru şudur: Ülkemizde yapıların birçoğunun riskli olduğunu, büyük bir depremde yapı stokumuzun ağır darbe alacağını biliyoruz ama bu yapıların hangileri olduğunu biliyor muyuz? Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hâlâ yeterli bir yanıt veremiyoruz.”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmi açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğunu aktaran Köksal, bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında, 2 milyon bağımsız bölümün ise acil olarak dönüştürülmesi gerektiğinin belirtildiğini ifade etti.

Fuat Köksal

İstanbul'da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplam 1,5 milyon konutun ise dönüşmesi gerektiğine ilişkin açıklamaların bulunduğunu aktaran Köksal, riskin büyüklüğünün tahmin edilmesi ile riskin bulunduğu yapıların belirlenmesinin farklı olduğunu vurguladı.

Köksal, Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu'na göre, 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30 bin 7 yapı için riskli yapı tespiti yapıldığını belirtti.

Bu yapıların 194 bin 381 bağımsız bölüm içerdiğini aktaran Köksal, bunların 167 bin 560'ının konut, 26 bin 821'inin iş yeri olduğunu, aynı yıl 11 bin 940 riskli yapının yıkıldığını ve bu yapılardaki 59 bin 329 bağımsız bölümün yıkım kapsamına girdiğini bildirdi.

Köksal, 2012-2025 döneminde 319 bin 551 binada riskli yapı tespiti yapıldığını, bu yapıların içerdiği 1 milyon 272 bin 863 bağımsız bölümün riskli olarak belirlendiğini kaydetti.

Aynı dönemde 291 bin 144 binanın yıkıldığını ve yıkılan binalardaki toplam bağımsız bölüm sayısının 1 milyon 88 bin 165 olduğunu ifade eden Köksal, mevcut yapı stokuna ilişkin risk tahminleri dikkate alındığında çalışmaların hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Türkiye'nin ihtiyacının yalnızca riskli olduğu bildirilen veya çeşitli çalışmalarla tespit edilen yapıların kayıt altına alınması olmadığını dile getiren Köksal, bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı'nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü hatırlatan Köksal, bugün hala bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin bulunmadığını belirtti.

Köksal, yapıların güvenliğinin yalnızca yapım yılına göre değerlendirilmemesi gerektiğine dikkati çekti.

Bir binanın hangi yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiğinin yanı sıra kullanım sürecinde taşıyıcı sisteme müdahale edilip edilmediğinin de önem taşıdığını ifade eden Köksal, zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya eklentiler yapılması ve kullanım amacının değiştirilmesi gibi uygulamaların yapı güvenliğini etkileyebileceğini kaydetti.

Yapıların kullanım sürecinde düzenli ve sistematik teknik denetimden geçirilmemesinin önemli bir güvenlik açığı oluşturduğunu belirten Köksal, periyodik yapı kontrolünün yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmesi gerektiğini söyledi.

Köksal, mevcut yapı stokunun dönüştürülmesinin yanı sıra yeni yapılan yapıların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesini önlemenin de zorunlu olduğunu ifade etti.

Güvenli yapı üretiminin doğru zemin araştırması, doğru projelendirme, nitelikli malzeme ve uygulama ile etkin yapı denetimini kapsayan bütünlüklü bir mühendislik süreci olduğunu belirten Köksal, yapı denetiminin kamusal yarar ve yaşam hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak ele alınması gerektiğini kaydetti.

Proje ve uygulama süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin uygulanması ve yapı denetiminin bağımsız hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi 1

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak Türkiye'nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanterinin oluşturulması gerektiği belirtildi.

Yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulması, riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçlerinin riskin büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmesi istendi.

Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli vatandaşları koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynaklarının sağlanması gerektiği ifade edildi.

Kentsel dönüşümün rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde planlama anlayışıyla yürütülmesi gerektiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin şekilde verilmesi ve bu süreçlerde meslek odalarıyla birlikte hareket edilmesi çağrısı yapıldı.

Köksal, 17 Ağustos 1999'da hayatını kaybeden vatandaşları anmanın en anlamlı yolunun aynı acıların yeniden yaşanmaması için vakit kaybetmeden harekete geçmek olduğunu belirtti.

Kaynak: Haber Merkezi