Tahta, İkinci Dünya Savaşı sırasında Britanya ve Sovyetler Birliği’nin baskısıyla istifa eden babası Rıza Şah’ın yerine geçti. Modernleşme hedefleriyle anılan Şah Pehlevi, "Şehinşah" (Kralların Kralı) ve "Sayeh-eh-Hodah" (Tanrı’nın Gölgesi) gibi geleneksel imparatorluk unvanlarıyla anıldı.
Pehlevi dönemi, İran’ın Batı ile güçlü bağlar kurduğu, özellikle ABD ve Birleşik Krallık ile yakınlaştığı bir dönem olarak öne çıktı. Bu politik çizgi, Soğuk Savaş yıllarında İran'ı Batı bloğunun stratejik müttefiklerinden biri haline getirdi. Ancak bu tercihler, ülke içinde toplumsal ve siyasal kutuplaşmalara neden oldu.

1950’li yıllarda Başbakan Muhammed Musaddık tarafından başlatılan petrolün millileştirilmesi girişimi, Şah’ın iktidarı için ciddi bir sınav oldu. Musaddık’ın demokratik yollarla iktidara gelmesinin ardından başlattığı bu hamle, kısa süreliğine başarıya ulaşsa da, 1953 yılında ABD ve İngiltere destekli bir darbeyle görevden alınmasıyla sona erdi. Bu gelişme, Şah’ın otoritesini güçlendirmesine zemin hazırladı.
Muhammed Rıza Şah, 1960'lı yıllarda "Beyaz Devrim" adını verdiği kapsamlı bir reform sürecini başlattı. Kadınlara oy hakkı tanınması, toprak reformları, sağlık ve eğitim alanlarında yatırımlar ile sanayileşme hamleleri, bu modernleşme programının temel taşlarını oluşturdu. Ancak bu reformlar, hem dinî çevrelerden hem de halkın geniş kesimlerinden tepki aldı. 1971 yılında düzenlenen Pers İmparatorluğu'nun kuruluşunun 2.500. yılı kutlamaları, Şah'ın gücünü ve görkemini sergilemek amacıyla uluslararası düzeyde gerçekleştirilmiş büyük bir etkinlikti. Ancak bu gösterişli törenler, ekonomik sorunlar ve yolsuzluk iddialarıyla boğuşan halk nezdinde ciddi eleştirilere yol açtı.

Artan muhalefet, ekonomik krizler ve Şah rejimine karşı yükselen İslami hareketler, 1979 yılında İran İslam Devrimi’yle sonuçlandı. Şah, aynı yıl ülkesini terk etti ve monarşi sona erdi. Yıllar süren siyasi baskı ve toplumsal huzursuzluk, İran’da bir dönemin kapanmasına neden oldu.




