Kızlar analarının yüzüne baktı. Hareketsiz, esintisiz bir gölün duruluğu kadar duru yüzünden bir mana çıkaramadılar. Bir vakit sessizlik devam etti. Anaları:
    - Alın bakalım.
    Kırıntısını bile dökmeden yemeğe koyuldular. Arif amca:
    - Hayırdır kızım, nereye gidiyorsunuz?
    Kadının yüzü soluklaştı. Akşamın gölgeleri oynaşırken yüzü kımıltısızdı. Arif amca, hüzünlü ananın gözlerine biriken birkaç damlayı seçebildi. Sorduklarına da pişman oldu. Ana başındaki yazmayı düzeltti. Kirmeni beline bağlarken zaman kazanmaya çalıştığı belliydi.
    - Hiç, bağ evine bir uğrayalım dedik.
    Arif amca gülümsedi.
    - Bu arife günü kimse bağ evine gitmez. Hayrola bir derdiniz mi var?
    Kızların anası ısrar karşısında gözleri yaşardı. Yazmasının ucuyla gözlerini sildi.
    - Söyle kızım. Söylenmeyen derdin çâresi yoktur.
    - Ne desem, nereden başlasam bilmem ki? Doğrusunu istersen kızlarımı bayramdan kaçırıyorum.
    - Neden?
    - Neden olacak? Kocam öleli beş yıl oldu. Çocuklarıma giydirecek, onları sevindirecek bir elbise bile alamadım. Hiç olmazsa onları köyden uzak tutayım, dedim. Bayramda başlarını önüne eğip üzülsünler istemedim. Yukarıda komşuların bağ evi var. Bayram bitinceye kadar orada kalacağız.
    - İyi de kızım hiç mi hısım akrabanız yok?
    - Var olmasına var ama onlar da başkalarının avcuna bakıyor.
    Arif amca akşamla terleyen başını sildi:
    - Zor kızım zor. Allah kimsenin başına vermesin.
    Bakışan kızlara:
    - Bitirdiniz mi kızlar?
    İkisi de başını salladı. Bir taraftan da gözleriyle biraz daha istediler.
    Heybeden torbayı çıkarıp uzattı.
    - Alın istediğiniz kadar yiyin.
    Eli diğer heybede ki bayramlık elbiselere gitti. Hiç düşünmeden çıkardı.
    Kızların anasına:
    - Bak kızım bunlar kızlarımın bayramlıkları. Bu da hanımın. Hepsini alın. İnşallah üzerinize tam uyar. Alın bunları da köyünüze geri dönün.
    - Yok, bunları alamam, dedi. Arif amca vermekte kararlıydı:
    - Bunlar sizin hakkınız. Biz kaç bayramdır giyiyoruz. Varsın bu bayram çocuklarım giymesinler. Yeter ki şu yetimler bu bayramı görsün?
        Kadın titreyen dizlerinin üzerinde fazla duramadı. Bir eliyle ağaca dayandı:
    - Allah ne muradın varsa versin. Allah sana tam on tane erkek evlat versin! Allah sana mal mülk versin! Allah sana yüz yaşına kadar yaşamayı nasip etsin, diye dua etti.
    Çocuklar ellerinde bayramlık elbiselerle patika yoldan aşağı inerlerken mesuttular. Analarının ağzında bitmek bilmeyen bir dua seli akarken gözden kayboldular.
    Alaca karanlıkla kuru derelerin üzerinde serin bir rüzgâr dolaştı. Arif amca yakın köyden duyulan akşam ezanıyla ovada yalnız başına yürüdü. Önde ilerleyen eşeğe:
    - Akşam namazı için cemaate yetişemedik ama... gerisini getiremedi. Yıldızların göz kırptığı gecede boğazına hıçkırıklar toplandı.
    Arif amca altmış yaşını aşarken bir kış günü hastalandı. On oğluyla iki kızı baş ucunda ölmek üzere olan babalarına baktılar. Oğullarından biri:
    - Baba, bak hastasın. istersen vasiyetini yaz da kurtul.
    İhtiyarın yüzü değişti. Zorla başını kaldırıp çocuklarına:
    - Boşuna beklemeyin. İlk iki dua kabul oldu. Üçüncüsü de kabul olmadan ölmeyeceğim, dedi.