Öğlen namazını eda edip, değerli dostum Murat ALPEREN’in Hamle Yayınları arasından henüz yayınlanan D–28 Bursa Nutku isimli kitabını okumaya başlamıştım ki telefonum çalmaya başladı. Baktım; Yozgat Şair ve Yazarlar Birliği Dernek Başkanı Ahmet Sargın’dan başkası değildi.
    Telefonu açtım: Karşılıklı selamlaştıktan sonra, Yerköy’de olduğunu ve görüşmek istediğini söyledi. Yozgat, Yerköy arası kırk beş kilometrelik bir mesafe olmasına rağmen uzun zamandır görüşemediğim değerli dostum Ahmet Sargın’la görüşmenin heyecanı ile randevulaştığımız yere gitmek üzere evden çıktım.
Ahmet Sargın, Yozgat’ın tanınmış şair ve yazarlarındandır. Yaptığı kültürel hizmetler, kıyıda köşede kalmış, imkânsızlıklar nedeniyle ürünlerini ortaya çıkaramayan şairlere el uzatan, onların sesi olan değerli bir edebiyatçı… Uzun yıllar Yerköy’de öğretmenlik yapmış ve nihayet edebiyat öğretmeni iken kendi isteğiyle emekliye ayrılmış bir eğitimci… Televizyon programcılığı yapmış, yerel gazetelerde yazmış, halen tükenmeyen bir enerji ile çalışmalarına devam eden, her yıl düzenlenen Uluslar arası Yozgat Kültür Festivalinde görev alarak şair ve yazarların davet edilmesini sağlayan bir edebiyat adamı.
    Yerköy’de yayın yapan tek yerel gazete var. Yaklaşık yirmi beş yıldır tüm imkânsızlıklarına rağmen aralıksız yayın hayatına devam eden Yerköy Gazetesi’ne vardığımda Ahmet Sargın’ın etrafına toplanmış birkaç sanatçı dostu ile hasbıhal ederken buldum. Uzun zamandır görüşmemenin verdiği hasretlik ile sarıldık. Aynı zamanda Yerköy Gazetesi’nde çeşitli konularda aralıksız olarak yazılarına devam ediyordu. Bu arada Ortanca Edebiyat Dergisinin yirminci sayısını orada bulunan dostlara hediye ettim. Kısa bir sohbetin ardından izin isteyerek oradan ayrıldık.
    Bu seferdi durağımız yetmiş bir yaşındaki Şahin Dede’nin yeriydi. Şahin Bağcı, küçük gösterişsiz dükkânında kendi imkânlarıyla yaptığı yazıhanede edebiyatçıları ağırlıyor, onlarla söyleşi yaparak karşılıklı atışmalarla bu küçük ilçenin kültürünü ayakta tutmaya çalışıyordu. Şahin Bağcı fakir, ancak yüreği olabildiğince zengin ve sevecen bir insandı. Bizi hoş karşıladı. Anadolu’nun bu vefakâr ve cefakâr yaşlı insanıyla sanki yıllardır tanışıyormuş hissine kapıldım. Sıcak ve misafirperver bir insandı. Daha sonra telefon ederek çağırdığımız Kadir Öğren isimli Âşık ÇAPANOĞLU’da sohbetimize katıldı.
    Dörtlü sohbetimiz âşıklık ve şiir üzerine koyu şekilde devam ederken, Şahin Dede’nin iki şiir dosyası olduğunu, ancak imkânsızlıklar nedeniyle bunları bastıramadığını öğrendim. Şiir dosyasını daktiloda yazdırıp kendince kitap haline getirmişti. Hemen çıkarıp önüme koydu. “Hocam” dedi, “Bunları bir türlü yayınlatamadım. Param pulum yok! Sağ olsun Ahmet Hoca çok önder oldu; gazetelerde benimle ilgili çok yazılar yazdı ama bir hayırsever, bir kültür adamı çıkıp yardımcı olmadı. Vali’ye çıktım, Kaymakama çıktım, Özel İdare Müdürüne çıktım. Yok! Ben öldükten sonra bunlar ortada kalacak!”
    Üzülmüştüm. Şiirlerine şöyle bir göz gezdirdim. Tasavvufi şiirler yazıyordu. Şahin Dede’nin dediği gibi, bu ürünlerin sahipsiz kalması ve yok olması içten değildi. Yıllardır yazdığını saklamış ve gözü gibi bakmıştı. “Onlar benim evlatlarım!” diyordu. Sanatçısına sahip çıkmayan bir toplum olduğumuzu düşünmeye başladım. Sanatçısına sahip çıkmayan idarecilerin yönetiminde çırpınıp durduğumuzu gözlemledim. Ne kadar acı! Ne kadar yazık!
    Aşık Çapanoğlu sazı eline aldı ve gözlerimizden okunan hüznü dağıtmak istermişçesine sazın teline dokundu. Birden keyiflendik. O söyledikçe biz havamızı bulduk! Sözünü bitirince sazını yanına koydu. Bu sefer Şahin Dede defteri eline aldı ve bakın ne söyledi:
        "Ziyaret ettiler bizi/ Misafirler hoş geldiniz/ Ben de çok özledim sizi/ Misafirler hoş geldiniz."
    "Bize zeval verme Ya Rab!/ Gönüller olmasın harap/ Bağcı ayağına tûrap/ Misafirler hoş geldiniz.
        Bu sırada Âşık Çapanoğlu sazı yeniden eline aldı ve bakın neler söyledi.
    "Çektirme bana acıyı/ Unuttun gardaş bacıyı/ Gözletme n’olur Bağcı’yı/ Gel n’olur bu bayramda."
    "Hasretlik kalmaz ebedi/ Seller aldı gitti bendi/Seni özlüyor Çelebi/Gel n’olur bu bayramda."
    "Değilim sana kırgın/ Bu yüreğim sana vurgun/ Her gün gözlüyor Sargın/ Gel n’olur bu bayramda".
    "Günlerim hicran ile dolu/ Göremem sağı ile solu/ Seni özler Çapanoğlu/ Gel n’olur bu bayramda."
    Açıkçası vaktin nasıl geçtiğini anlayamamıştık. Güzel bir dost bahçesi kurulmuş ve gönlümüzdeki güzellikleri bu bahçede sunmuş olmanın mutluluğu içinde adeta sarhoş olmuştuk!
    İkindi ezanı okunmak üzereydi. Ahmet Sargın, Yozgat’ta yapacakları şiir dinletisi için bizleri davet etti. Kalkma zamanıydı. Buruk bir mutluluk içinde oradan ayrıldık. Ama biliyordum ki gönlüm orada kalmıştı ve yarım kalan bu hasbıhali bırakmamaya niyetliydim."
Çelebi ÖZTÜRK / Araştırmacı -Yazar Şiir Eleştirmeni