Bir varmış bir yokmuş, vakti zamanında, astığı astık, kestiği kestik biri yaşarmış Osmanlı elinde. Gaddar mı gaddar, zalim mi zalim.
Ben bir dediysem siz beş anlayın, ben az dediysem siz çoğa sayın.
Etmedik kötülük, etmedik rezillik bırakmamış, nam salmış civarda. Kulaktan kulağa yayılmış ünü bu zalimin.
En sonunda Sarayın kulağına varmış söylentiler,
Peki demişler bir çaresine bakalım.
Gel zaman git zaman sonra , o ele bir kadı atamışlar, yiğit mi yiğit, dürüst mü dürüst, bilge bir kadı vermişler. Git, bu adamı da, adam et diye.
Kadı düşmüş yola, duymuş zalimin namını ama, elden ne gelir kara kara onu düşünüyormış, nasıl ederim, nasıl bu adamı yola koyarım diye.
Kadı varmış şehre.
Tedbili kıyafet etmiş, gündüz çarşıda pazarda, esnafın halkın arasına gizlenmiş, nedir ne değildir anlamaya çalışmış.
Kimle konuşsa, zalimin zulmünden feveran edermiş, yakmadık can, kırmadık ceviz bırakmamış.
“Devletin hazinesinden çaldı, mirası hakça paylaşmadı, yetimin yoksulun hakkını gaspetti, kendi evlatlarını, anasını babasını bile yıllarca açlığa mahkum etti. Zincire bağladı.”
Çağırın gelsin demiş, gelmezse zorla alın getirin.
Üç beş jandarma düşmüş yola, aradan geçmiş bir zaman, bir süre sonra, kapısına birisini getirmişler.
-Behey sen misin bunca insana bu zulmü eden, senin etin nedir budun nedir ki, devletimizin tebaasına işkence edersin?
-Sen nesin?
Adam yaptığı kötülüklerin gölgesinde kalmış, başına gelecekten haberdarmış sanki. Biliyormuş sonunu.
“Tez asın bunu!..
Boynuna takılacak yağlı ilmek korkutmuş zalimi.
Can tatlı.
-Bilirim zulmettim, kötülük ettim, evlatlığa yakışmadım. Yetimi incittim, namusa göz diktim,Çaldım çırptım.Haksız kazandım.
-Ama kimse bana dur, yapma demedi ki.
Bu sözler kadıyı düşünmeye sevk etmiş.
Kimse ona dur dememiş ki.
“Allahtan da mı korkmadın ey gafil?” demiş kadı.
-Allah korkusunu bilseydim belki yapmazdım, şimdi ölüm korkusu bile aklımı başıma getirdi. Allah korkusu olsaydı yapar mıydım?
Sözleri kadıyı düşünmeye sevk etmiş, bir an kararsız kalmış, ama söz ağızdan çıkmış bir kere dönüşü yok.
-Bu karardan dönüş yok, illa ki asılacaksın.
-Peki demiş, zaten hak ettim bunu. Ama sizden bana iki yıl mühlet vermenizi isterim, ben iki yıl sonra yine geleceğim o ilmeği boynuma kendi ellerimle geçireceğim.
Kadı ne demek istediğini düşünmüş, bir anlam verememiş ama, “ peki” demiş “sana iki yıl mühlet, kimseyi incitmeden, zulmetmeden geçireğin iki yıl, ancak ne yaparsan yap, sonun yağlı ilmektir.”
“Tamam” demiş.
Salıvermişler bunu.
Adam düşmüş yola, gide gide bir köye gelmiş, bütün köy ahalisi meydan da toplanmış ağlamaklı, hüzünlü.
Belli ki bir sorun var.
Merakından sormuş, “nedir derdiniz neden ağlarsınız?” diye.
-Köyümüzün bir çobanı vardı, tüm köylünün sürüsünü baharda alır, güzün getirirdi, amansız bir hastalığa yakalandı geçen sene, şimdi ölüm döşeğindedir, nasıl yapar nasıl ederiz, onca sürü var. Hiçbirimiz bilmeyiz anlamayız.
-Ben bakarım sürünüze, endişe etmeyin.
Köylüler sevinmişler.
İçlerinden yaşlı bir kadın.
-Oğlum tek bir koyunum var, oda şu tek boynuzu olan, eğer ben senin döndüğün vakitten önce ölürsem, kimim kimsem yoktur, o senindir.
-Eğer kurt kaparda ölürse, o hakkım da helaldir sana.
Adam toplamış sürüyü düşmüş yola, dağ taş, tepe bayır derken düzlük bir yere gelmiş. Gözalabildiğince yeşillik taze taze otlar.
Bırakmış sürüyü oraya.
Aradan günler geçmiş sürü palazlanmış, gitme zamanı yaklaşmış, aldığı görevi yerine getirmenin mutluluğunu öğrenmiş bizim zalim çoban.
Tam sürüyü toplamaya koyulmuş bakmış bir atlı geliyor. Tozu dumana kata kata gelmiş,
“Hayırdır” demiş, “nedir bu telaşın?”.
-Sorma demiş çoban kardeş, 20 sene sonra Allah bana bir evlat verdi.Yıkılacak yuvamızı yeniden topladık. Ancak evladım doğuştan amadır. Herkesin evladı koşar oynar, benim evladım mahsun mahsun bakmaktadır. İçim dağlanır, sordum soruşturdum Hocalara gösterdim, dediler ki tek boynuzlu bir koyunun kurban edersen, derdine deva olur.
-Var mıdır süründe böyle bir koyun?
“Var” demiş ama,
İçinden bir seste ne yaptın diyormuş sana ait olmayanı nasıl verirsin.
Vermiş bir kere.
-Elimde avucumda bir şey yoktur, sana şu sırtımdaki yelekten başka verecek bir şeyim yok.
-Hiçbir şeyini istemiyorum, evladın içinde dua edeceğim.
Yaşlı kadın gelmiş gözünün önüne bir an için.
“Olsun” demiş çoban, bir taraftan da “kadına kurt kaptı derim demiş, nereden bilecek?”
“Nasıl olsa bana helal etmedi mi?”
Tek boynuzlu koyunu vermiş atlıya kendi köye dönmüş.
Herkesin sürüsünü teslim etmiş,
Sıra yaşlı teyzeye gelince,
-Kusura bakma senin koyunu kurt kaptı.
Yaşlı kadının iki gözünden iki damla yaş düşmüş.
“Olsun ben zaten sana helal etmiştim” demiş.
Zalim almış başını, düşmüş yollara.
Kaç gece kaç gündüz gitti bilinmez, bir şehre varmış. Şehrin pazarı kurulmuş, tüccarlar mallarını sergilemekte, kendisi de gezmeye başlamış pazarı.
Birden bir çocuğun kendine doğru can havliyle koştuğunu görmüş.
Çocuk koşarak yanına gelmiş,
-Beni kurtar amca demiş, elimde gördüğün ekmeği satıcıdan aldım, bir liraymış benimde beş kuruşum vardı, verdim ama bir liradan başka olmaz diyor. Haklı ama kaç gündür boğazıma bir lokma girmedi, açtım acıkmıştım.
-Şimdi beni kovalıyorlar yakalarlarsa vay halime.
O esnada eli değnekli iki adamın koşar adımlarla kendine doğru geldiğini görmüş, ve çocuğu cübbesinin içine almış.
-Efendiler bu ne hiddettir, neden ikiniz bir oldunuz bir çocuğun peşine koşarsınız?
-O ekmeğin parasını eksik ödedi, ben bir lira dedim o beş kuruşum var dedi. Zararımız vardır,
-Ekmeğin bedeli bir liradır.
-Zararınızın hepsi bir lira bile değildir, üstelik bu ekmeği kendinizin yaptığını sayarsanız çok az bir zararınız var, halbuki bunu bir sadaka saysaydınız karınız olacaktı.
“Alın bir liranızı!” demiş.
Cebinden bir lira çıkarıp vermiş gelenlere, onlarda dönmüşler tekrar.
Çocuk çok duygulanmış, zalime dönerek “sen demiş bana altından kalkamayacağım bir iyilik yaptın, yakalasalardı canımı yakacaklardı, ama sen bunu engelledin, benimde sana bir hediyem olsun” deyip cebinden küçük bir ayna çıkartıp zalime vermiş.
Ayrılmaya kara vermiş, tekrar düşmüş yollara.
Gece gündüz sürmüş yolculuk, güneşin insanın beynini kaynattığı bir sıcakta mola vermiş bir kervana rast gelmiş.
Belki beni yanlarına kabul ederler deyip, yanaşmış kervana. Çadırları kurmuş dinlenmekteler.
Selam vermiş, buyur etmişler.
“Nereden gelir, nereye gidersin?” diye sormuş kervan başı.
-Gözüm açıldığınca iki yıllık ömrüm kalmıştı. Onu doldurmakla meşgulüm, sözüm vardır yücelerin yücesine.
Bu sözlerde ki bilgelik kervan başının dikkatini çekmiş, yanlarına kabul etmişler.
Aç karnını doyurmuşlar, içmeye su vermişler.
Kervan başı demiş ki, “yükümüz kıymetlidir, altından da elmastan da daha kıymetlidir. Şam eline götüreceğiz, sende bizle gelirsin değil mi?”
“Gelirim” demiş zalim.
Yola koyulmuşlar günler geçtikçe dostlukları ilerliyormuş.
Bir gün kervan başı şöyle konuşmuş, “eğer bu kervanın başına bir şey gelirse, bu emaneti sen teslim edersin değil mi, gideceği yere?”
“Peki” demiş zalim, “ama niçin sana bir şey olsun ki?”
Sabah uyandığında koskoca kervanda kendinden başka kimsenin olmadığını görmüş, sanki yer yarılmışta hepsi birden kaybolmuş.
Çaresizlik içinde ne yapacağını düşünüyormuş bir taraftan, diğer taraftan da verilmiş sözünü hatırlamış, kervanı Şama götürüp teslim edecek emanet sahibine.
Gece gündüz, günler haftalar, aç susuz derken varmış Şama.
Emaneti teslim ederken merakından sormuş,
-Bunca yol katettik, onca uğruya, eşkiyaya rastgeldik.
-Peki altından, elmastan daha değerli olan bu emanet nedir ki, onca zahmete değsin?
Kutuyu açmışlar, içinden el yazması bir kitap çıkmış.
Bir anlam verememiş zalim. “Değer miydi acaba bunca şeye demiş?”
-Peki kervanda onca ticari mal var vardır, bunlar kimindir, kime teslim edeceğim deyince,
“Onlar senin hakkındır, ananın ak sütü gibi helaldir, sahipsiz malın sahibi, önce Allah sonra bulanındır”, demiş adam.
-Üstelik bu kitaba artık ihtiyacım kalmadı buda senin olsun deyip, geri vermiş kendisine.
Adam onca malla birlikte tekrar düşmüş yola.
Zaten kadının kendine verdiği iki yıllık sürede dolmak üzereymiş.
Kadının huzuruna varmış.
-Sana verdiğim sözümü tuttum, geri döndüm, artık gönül huzuruyla darağacına çıkarım.
Kadı demiş ki, “ben sendeki erdemi görmüştüm.”
-Seni gittiğinden bari takip ettim, koyunu verdiğin yaşlı kadında bendim, ekmeği çalan çocukta, kervanı teslim eden kervan başıda.
-Sen bir imtihandan geçtin.
-Koyun merhametin simgesiydi, dökülen gözyaşı ama bir çocuğun gözleriyle birlikte senin merhamet gözlerini de açtı.
-Ekmek adaletin simgesiydi, sana verilen ayna, senin sana istediğini, başkasını içinde iste diye verildi.
-Kervan dürüst bir ticaretin simgesiydi, sana verilen kitapta ilmin her şeyden daha kıymetli ve değerli olduğunu anlaman içindi
-Sen bütün sınavlardan geçtin. Sen zalimdin ama seni Yaratanın kudreti karşısında senin zalimliğinden eser kalmayacaktır. İlimde sana bunu öğretecektir.
-Artık özgürsün ne yaparsan yap!..
Zalim kervanında bulunan bütün malları teker teker satarak hakkını gaspettiği insanlara paylaştırır.Kendisi de ilim, adalet ve merhamet sahibi olur.
İnsanoğlu hergeçen anın bir daha yaşanmayacağını ancak ruhunu teslim edeceği zaman kabul eder.
Cesaret ancak bu yüce vasıflarla birlikte yaşandığında bir anlam ifade eder. Allah hiçbirimizi bu vasıflardan birisinden esirgemesin.
Sağlıcakla kalın.