Yarın babalar günü…
    Ben de bu gün (Cuma) öğrendim, televizyon reklamları olmasa hatırlayacağım da yoktu
    Meslek icabı da olsa o tür günler pek dikkatimi çekmez.
    Sevgiyi bir güne sığdırma olayı bana biraz saçma geliyor ne yalan söyleyeyim.
    Yarın babalar günü ama ben aile hayatıyla ilgili daha başka şeyler konuşmak istiyorum.
    Yoğun seçim temposunun ardından biraz kafa dinleme, dertleşme, gönülden gönle kavilleşmem istiyorum mahsuru yoksa. 
    Huzur evleri, insanlara huzur vermez ama aslında kaderin umudunu kestiği insanların da son umududur.
    Hayırsız evlat ve kimsesizlik düşürüyor genellikle insanları buralara.
    Hayırsız değilse de evladı, adamın kesin eşi ölmüştür.
    Erkek evin direğidir, eridir, bel kemiğidir amenna.
    Ama kadın olmayınca erkeğin durumu bir fos…
    Beş para etmiyor kadınsız bir evde erkek.
    Kimin önce öleceğine takdir Yüce Allah’ın ama ölecekse de kadından önce ölmeli erkek.
    Esaslı erkekler ve esaslı kadınlar için bu anlattıklarım.
    (Eften, püften aşklarla kendini çift zannedenler, saygı mefhumunu küfre dönüştürenler almasın sözlerimi üzerlerine)
    Kadın öldüğü vakit erkeğin küçük kıyameti de kopuyor abi…
    Son günlerde yaşları 55 ile 70 arasında, eşlerini 5 yıl içinde kaybetmiş insanlarla sohbetim hasıl oldu.
    Tevafuk bu ya, dün de televizyonda ak saçlı, ak sakallı hayatın her zorluğunu görmüş yaşlı bir amcadan dinledim hayat arkadaşının ne anlama geldiğini.
    Bir ara 56 yıllık eşi ölüm döşeğine düşmüş, öldü ölecek derken Mevla can vermiş.
    Ama adamın yaşadıkları, bir erkeğin eşine karşı duyduğu sevgi ve saygı adına hissedilmesi gerekenleri öyle güzel anlatıyordu ki…
    Bir erkek eşi, hayat arkadaşı, karısı öldüğü vakit posası alınmış meyveye dönüyor.
    Hiçbir işe yaramıyor…
    Dünyası kararıyor.
    Öncelikle her gün üzerine oturduğu koltuğu yabancılaşıyor.
    Derken ev, evin içindeki evlatlar, üzerine giydiği parkesi dahi yabancı sarıyor bedenini.
    Derken evine sığmamaya başlıyor.
    Öyle bir yabancılaşıyor ki hayata karşı bir bakmış ki, dün aynı yuvada varlıkları ile ısındığı, huzur bulduğu evlatları yabancı olmuş.
    Kız desen koca elinde, erkek evladın yanına sığmak mezara sığmaktan zor.
    Hayat “yalnız” denilen gerçeği öyle bir vuruyor ki adamın suratına, feleği şaşıyor.
    Ah diyor ah…
    Nere gitti o günler.
    Bir kadın varsa evde o ev yuva oluyor (muş)
    Anne, aileyi bir birine bağlayan kuvvet, yapıştırıcı zamp…
    O gidince sihir bozuluyor, samimiyet uçuyor, göğüs kafesinde taşıdığın kalp yabancılaşıyor.
    Tüm bu izlenimleri gerek huzurevinde kalan yaşlılar, gerekse günlük hayatta tanıştığım insanlardan edindim.
    Bir dokunmak yetiyor duymak için.
    Öyle şeyler duyuyorsunuz ki, kıyameti kopmuş adamların.
    ‘Ben ölseydim de karım dursaydı’ diyor huzur evinde kalanlar.
    Sağlığında kıymetini bilmemiş pek çoğu.
    Saygı denilen kavramın anlamını dahi bilmemiş ki değer versin.
    Nihayetinde ölüm ayırınca bedenleri, yalnızlık buz kesmiş hayatlarında.
    Kimi huzur evine düşmüş, kimi dört duvar arası yalnızlıklara.
    Sığmamışlar koca dünyaya…
    Hayat öyle ibretlik olaylarla dolu ki… Ama beni en fazla etkileyenlerden bir tanesi küçük kıyameti kopanlar, eşini kaybettikten sonra evlatlarına yabancı, hayatına yabancı, dünyaya yabancı kalanlar.
    Yarın babalar günü, babaların elleri öpülecek, gönülleri alınacak, bir günlüğüne de olsa saygı denilen kavram icraata dönüşecek.
    Bence bu anlamlı günde babalar da eşlerine, hayat arkadaşlarına sıkı sıkıya sarılmalı.
    Şükretmeli yanında soluk alıp veren nefesi bahşedene.
    Küçük kıyameti kopmadan değerini bilmeli.
    Alametlerinden anlamıyoruz bari kıyamet kopmadan bir tebessüm, bir hayır dolu söz etmeli kahrımızı çekene.
    Babalara da en içten hürmetlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Allah hiçbir babayı kıyameti yaşarken kopanlardan etmesin.
SİYASET RÜZGARI

Ahmet Sargın’ın ‘Yozgat Sevdası’

Belki bu gün bakınca pek değerli gelmiyor yazılanlar, çizilenler.
    Hatta gereksiz gibi geliyor yaptıkları pek çok şey.
    Okuma gibi bir alışkanlığımız olmadığı için değerini de bilmiyoruz yazdıklarının, çizdiklerinin.
    O bakımdan şimdi ne desem biliyorum boş gelecek çoğumuza.
    Ama şair ve yazarların, ozanların söylediği her sözün, yazdığı, kaleme aldığı her makalenin, şiirin, deyişin bir kenarda saklanması,
    Toplum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor!
    İnanın ilk başta bende sizin gibiydim.
    Amaaan diyordum, gereksiz görüyordum.
    Ama öyle değilmiş sevgili dostlar.
    Şairin, yazarın, ozanın kaleme aldığı her kelime altından değerli.
    Kıymetini bilmek gerektiğini düşünüyorum.
    Gazetemiz köşe yazarı Ahmet Sargın’ı tanıdığımdan beri şair-yazar.
    Türkiye’nin dört bir yanından şair-yazar dostları ile diyalog halindedir her zaman. Hiç birinin kalbini kırmaz, incitmez, hatırına dokunmaz. Onları Yozgat’a davet eder, o da  icabet eder her davete en nazik şekilde.
    Türkiye’nin adını, şanının bilmediğiniz ilinde, ilçesinde Yozgat ismi telaffuz ediliyor bu sıcak ilişkiler yüzünden.
    Yozgat’ın bir adı okunur hiç bilmediğimiz diyarlarda.
    Karınca kararınca reklamdır bu bence.
    Değeri, kıymeti, varlığı bizler tarafından bilinmese de şairler, yazarlar, ozanlar toplumun gönül köprüleridir.
    İlmek ilmek dokurlar insanlar arasındaki bağları.
    Şairler ve Yazarlar Derneği’ni kurduğu günden bu tarafa Ahmet Sargın Hocam daha aktif.
    Emekli olmasına rağmen ihmal etmeden görevini yürütüyor.
    Son olarak Yozgat Sevdası isimli bir eser yayınladı.
    Sanırım bu 8. eseri…
    Maşallah demek istiyorum.
    Yozgat’ta şair ve yazarlara öncülük eden, onların bayraktarlığını yapan başta Ahmet Hocam olmak üzere, onun nezdinde tüm şair ve yazarları tebrik etmek istiyorum.
    Yeni eserin de hayırlı olmasını temenni ediyorum.
    Yozgat Sevdası ismi de ayrıca çok özel ve ince düşünülmüş bir isim.
    Sevdanız hiç bitmesin her daim var olsun sanat aşığı insanlar.