O gün neden şikayet ediyorsak bu gün o şikayetçi halimizi arıyoruz.
Sanırım bu günle memnun olmayı az da olsa bilmek gerekiyor.
Gelen zaman geçeni arattığı müddetçe sanırım daha çok arayışlar içinde olacağzı.
5 yıl önce tarihler 14 Haziran 2005 gösterdiğinde “Ölene rahmet, kalana hürmet kalmamış” başlığı ile bir yazı kaleme almışım.
O gün insanoğlunun yaşama gayesini unuttuğundan, çalan tehlike çanlarından bahsetmişim.
Ve şunu sormuşum: “İnançları ve değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan Türk Milleti rahmet ve hürmet kavramlarından uzaklaşmaya mı başladı?”
Bundan 5 yıl önce yok olan değerler bu gün nerede, neresindeyiz diye soruyorum, durum daha vahim.
O gün ne düşünüyormuşum bu gün ne hale gelmişiz baktım da açıkçası şaşırdım.
Nereden nereye gelmiş bir ölçü çıktı karşıma.
O gün ne düşündüğüme birlikte bakmak istedim.
Bakalım ne demişim?
* * *
İnsan oğlu dünya üzerinde yaşama gayesini unuttu ise tehlike çanları çalıyor demektir. “Unutmak tükenmektir” sözünü kılavuz adleden Türk Milletinin torunları ki o gayeden uzaklaşıyorsa rahmet ve hürmet kavramları tükenmek üzeredir.İnançları ve değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkan Türk Milleti rahmet ve hürmet kavramlarından uzaklaşmaya mı başladı?
Ölen öldüğüyle, kalan ise unutulmuşluğu ile anılmaya başladı. Acı ama gerçeğin ta kendisi. “Ölen kurtuldu, kalana ne olacak” mantığı unutulmuşluğu ve sonsuz bir yolculukta kayboluşu da beraberinde getirdi yıllarca.
Habersiz bir kayboluş, yarınlarımızı da çalıp götürmeye başladı. Küçük bir selamı bir birinden esirgeyen, aynı binada yaşadığı halde komşusunu tanımaktan biçare, ölüsüne gömülünceye kadar rahmet okuyan bir millet.
Kesin bir yargı içerisinde bulunmak haksızlık oluyor belki ama gerçeği konuşmanın zamanı geldi de geçiyor.
Ölene rahmet...
Mezarlıklarımızın haline dönüp bakalım... Bu gün yabancı ülkelerin mezarlıklarını temizliği ve görüntüsü ile örnek alır hale gelmişiz. Şatavatlı mezarlıklar, gösterişli mezar taşlarının inancımıza ters olduğunu biliyor ve katılıyorum. Fakat, temizlik konusuna ne diyeceğiz. Kendi yakınının mezar taşını temizlerken diğer mezarı düşünüyor muyuz?..
Hırsızlık derseniz mezarlıklara kadar girdi. Bir mezardaki küçük çam fidesini sökecek kadar basit bir düşünce içerisine giren, yolda gördüğü dostuna ‘lütfen’ selam veren bir gençlik ortaya çıkmak üzere.
İnançlarını ibadethanelerin dışına taşıyamayan, ölüsüne saygıyı dua okuduğu mezarlık dışında uygulamayan bizler değil miyiz?
Bizi biz yapan değerlerden sürekli uzaklaşır olmuşumuz. Büyüğe saygının ne anlama geldiğini dahi ifade edemiyoruz. Mühendis, mimar, öğretmen, doktor gibi mesleklerin mensubu olabilmek için okulunu okumak yeterlidir. Peki kaybetmeye başladığımız değerleri nerede kazanacağız, yada nerede öğreneceğiz?
Görgü kurallarını, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi, ölüye rahmet okumayı kim öğretecek bizlere?
Var mı bunun bir okulu?
Artık Türk toplumu üç kategoriye bölünmüş durumda. Birinci kategorinin nesli tükenmek üzere.
Onlar ki, atalarımız, dedelerimiz, babaannelerimiz, anneannelerimiz...
İki kategoride anne ve babalar geliyor... Biraz daha geçmişinden uzak anne-babalar.
Uzaklığın ölçüsü ne kadar derseniz? Cm, metre ve kilogram cinsinden bir ölçü veremem ama, üçüncü kategoriyi açıkladığım taktirde uzaklaşmanın ölçüsü ve birimi daha net çıkacak ortaya...
İşte üçüncü kategori. Büyüklerinin karşısında ayak ayak üstünde oturmaktan çekinmeyen, onunla, bununla, şununla saygı mı olur kavramlarının arkasında bahaneler üreten bir gençlik.
Rahmet ve hürmet kavramlarının yok olduğu yürekler körelmeye başladı. Bu yazıyı yazarken neden bu hale geldiğimizi düşündüm ve suçlu bulamadım bir türlü...
Önceleri, el öpmeyle ağız pis olmaz der, ceketimizi son düğmesine kadar kapatırdık büyüklerimizin karşısında. Hürmette kusur etmez, kusursuz olduğumuzu bile bile kusur mu ettik acaba diye düşünürdük.
Artık bunları yaşlı ağızlardan dinler olduk. Onlar olmadığı zaman kimlerden dinleyeceğiz dünü, önceki günü bilemem ama, ortada bir suçlu var. Ölene rahmet okumayı unutan, kalana hürmet etmekten yoksun Türk Milleti’ni bu hale getiren bir suçlu var.
Gelin suçluyu birlikte bulalım.