Vefa sadece bir semt adı değildir...

Kıymetli okuyucularımız hepinizi saygıyla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti bereketi üzerimize olsun inşallah. Bugün sizlere vefadan, Peygamber Efendimizin (sav) hayatındaki vefa örneklerinden bahsetmeye çalışacağım.

26 Nisan 2022 Salı 00:45
Vefa sadece bir semt adı değildir...

Özünde sadakat, samimiyet gibi ahlaki değerleri barındıran vefa kavram olarak sözünde durmak, sevgide bağlılık, yapılan iyilikleri hatırda tutmak, unutmamak ve buna göre davranmak gibi anlamları içermektedir. Vefa yapılan iyiliğe daha fazla iyilikle karşılık vermek ve bunu canı gönülden isteyerek yapmaktır. Kalp kırmamaktır. Birbirimize hakkı ve doğruyu tavsiye etmektir. Hatalardan, günahlardan pişmanlık duyarak samimi bir şekilde tevbe etmektir. Yaratanını tanımak, kulluk görevlerini yapmak, O’nun verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, şükretmektir. Tam ve kâmil bir îmânın ve Allah’a teslîmiyetin nişânesidir. Bu ahlâka sâhip olanlara vefâkâr denir. Vefakârlığın zıddı, nankörlük olup, nankörlük iyiliğin kadrini bilmemek veya ona kötülükle karşılık vermektir. En büyük vefâkarlık, insanın Yaratanı’nı tanıması, kulluk vazîfesini yerine getirmesi ve O’nun verdiği nimetlerin kıymetini bilmesidir. En büyük nankörlük de kulun, Rabbi’ni inkâr etmesi, O’nun yüceliğini tanımamasıdır. Kur’an-ı Kerim’de vefa, sözden ziyade davranışlarla ortaya konması gereken büyük bir ahlaki erdemdir. Milletler bu hasletle fazilete ermiş, devletler bu meziyetle itibarını koruyabilmiş, aileler bu sadakatle varlıklarını devam ettirebilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) Allah Teâlâ’nın; “Ben kıyâmet günü şu üç (kısım) insanın düşmanıyım.” buyurduğunu bildirmiş, ilk olarak da “Allah adına yemin ettikten sonra sözünden cayan kişi”yi zikretmiştir.  Diğer bir hadisinde, verdiği sözden dönen kimsenin, bu huyu terk edinceye kadar münâfıklıktan bir sıfat taşıdığını bildirmiştir. Başka bir hadîs-i şerifinde de böyle kimselerin kıyâmet gününde karşılaşacakları acı manzarayı şöyle tasvîr etmiştir: “Kıyâmet günü, ahdine vefâ göstermeyen kimselerin arkasında bir bayrak bulunacak ve vefâsızlığı ölçüsünde o bayrak yükseltilecektir.”Yani ahdine vefâsızlık eden kişi o gün, mahşer halkı arasında teşhir edilecek ve yaptığı haksızlık ölçüsünde bayrağı yükseltilerek, daha fazla insan tarafından görülmesi sağlanacaktır. Bu da onu daha fazla rezîl ve rüsvâ edecektir. İbn-i Abbâs Hazretleri: “Kim ahdini bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat eder.” demek sûretiyle sözüne sâdık olmayanların, Allah Teâlâ ve kulları tarafından sevilmeyeceğini ve musîbetlere mâruz kalacağını bildirmiştir. Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de, va’dine sâdık olduğunu, verilen bir sözün, katında asla değişmeyeceğini bir çok defâ beyân buyurur. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashâbından birinin cenaze namazını kıldırdıktan sonra şöyle duâ etmiş ve Allah Teâlâ’yı ehl-i vefâ diye vasıflandırmıştır: “Allâhım! Falan oğlu falan Sana emânettir ve Sen’in teminâtın altındadır. Artık onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru. Sen sözünde duran ve hamde lâyık olansın...” Duâda geçen “Ehlü’l-vefâ” sözünde duran ifadesi Allah Teâlâ’nın ahdine sâdık ve her türlü övgüye lâyık olduğunu, verdiği emânı geri almayıp gereğini yerine getirdiğini, iyi davrananları mükafatlandırdığını, hakkı ve haklıyı dâima gözettiğini anlatmaktadır. Yüce Rabbimiz bu sıfatını kullarında da görmeyi sevdiği için: “Bana olan ahdinize vefâ gösterin ki ben de size olan ahdimi îfâ edeyim!” (el-Bakara 2/40) buyurarak onlara da ahidlerini yerine getirmelerini emretmektedir. Allah Teâlâ’nın en kâmil kulu olan ve O’nun emirlerine herkesten daha sıkı sarılan Resûl-i Ekrem Efendimiz, Seyyidü’l-İstiğfâr diye meşhûr duâsında: “– Allahım! Ben Sen’in kulunum. Gücüm yettiği kadar ahdine ve va’dine sadâkat gösteriyorum!”diye istiğfâr ederdi. Peygamber Efendimiz, Rabbi’ne olan ahdine sâdık kaldığı gibi diğer insanlara verdiği sözden de hiçbir zaman caymamıştır. İbn-i Abbas, Efendimiz’in hayâtını en ince teferruatına kadar müşâhede etmiş bir kimse olarak şöyle demektedir; “Resûlullah bir şey söylediğinde, onu muhakkak yapardı.” Allah Resûlü, hayâtı boyunca iş ortaklarına, ticârî münâsebetlerdeki muhâtaplarına ve diğer insanlara karşı son derece dürüst davranmıştır. Üstelik ahde vefâ, nübüvvetten önceki dönemde de onun en bâriz vasfı olmuştur. Bir kimseye söz verdiğinde, onu ne pahasına olursa olsun yerine getirmiştir. Bu sebeple Efendimiz, inanan inanmayan herkes tarafından ahde vefa ve emanete riayete tam anlamıyla sahip olmasından dolayı “el-Emin” olarak isimlendirilmiştir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de, kendisine kulluktan anne babaya saygıya, sözünde durmaktan nimetin kadrini bilmeye, sözleşmelere riayetten yetim malını koruyup gözetmeye kadar birçok konuda vefa hatırlatması yapmakta, mücadelelerini anlattığı ve bizlere örnek gösterdiği tüm Peygamberlerin en belirgin vasıflarından birinin vefa olduğunu bildirmektedir. Yüce kitabımızda Allah adına verilen ahdin bozulmaması istenmekte, Allah’a ve insanlara verdiği söze sadakat gösteren, sözleşmelerine hakkıyla riayet eden kimseler övülmekte ve bu davranış müminlerin bir özelliği olarak zikredilmektedir. Bu doğrultuda Allah ile yaptıkları sözleşmeye sadık kalanlara büyük mükâfat vadedilmiştir. Ahdini yerine getirmeyenler ise bozguncu olarak nitelendirilmiş ve Allah’a karşı ahitlerini hiçe sayanların ahirette hiçbir nasip alamayacakları haber verilmiştir. Efendimizin (s.a.s.) hayatı; Allah’ın emirlerine, ailesine, dostlarına ve çevresine vefa örnekleri ile doludur. Onun tüm İslam peygamberlerinin her birine ayrı ayrı vefa duyması, kendisinden sonra yaşayacak ümmeti için vefa göstermesi, zorla çıkarıldığı memleketine, canlı cansız varlıklara duyarlı olması gibi nice vefa örneklerine tanık olmaktayız. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), üzerinde emeği olan hiç kimseyi unutmamış, hayatı boyunca onlara hep vefa göstermiştir.  Vefânın zirvesini teşkil edecek en güzel misalleri Sevgili Peygamberimiz’in hayâtında müşâhede etmekteyiz. Bizlerde kendi hayatımızda Efendimizin (sav) hayatından örnekle hareket ederek; evimizde, ailemizde,işimizde tüm çevremizde sevgi, sadakat, ve ahde vefayı, teşekkür etmeyi, yapılan iyiliklerin kıymetini bilmeyi şiar edinerek, darlıkta ve bollukta vefakar kullardan olmaya çalışalım. Rabbim bizleri de vefalı kullarından, ahdine vefa gösterenlerden eylesin, kendine layık kul, Efendimize layık ümmet eylesin. Vefasızlardan, hayırsızlardan olmaktan muhafaza eylesin. Allah’a emanet olunuz.

Son Güncelleme: 26.04.2022 00:45
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.