Murat İnce
Murat İnce
Murat İnce
Yazarın Makaleleri
Yalnızlığım (VIII)
Hüznün en maya tutan şehrinden yazıyorum bütün bunları ve alabora olmuş gönlümün iskelesinin, en yıkık zamanından yalnızlığım… Gel tut ellerimden, diyeceğim demesine ama biliyorum ki dokunduğun her şey yanar, yanmalarımı kar sayan...
Yalnızlığım (VII)
Mavi beyaz yalnızlıklar uzayan yolların yüreğinde çoğalıyorsa ve ıssızlık içini ısırıyorsa sonu görünmeyen tünellerde, gözlerini yum ve ne olursun sus yalnızlığım… Rüzgâr eğmişse gövdesini çayırların ve dallarını kırmışsa...
Beni Düşünme!
Ölümüne sevdiğin adamdın hani? Acımadın! Vurdun ha! Vurdun yar... Sevdin, çok sevdin ama neler ettin neler? Bumuydu sevmelerin? Bumuydu aşkın yar? Savaştan başka bir şey değildi aşkımız, Bitirdin içimdeki seni, yaktın beni yar... Kaç defa...
Yalnızlığım (VI)
Halimi sorup yanma ve koca bir gecenin içinden geçip geldiğim uykusuz gözlerimden meraklanma yalnızlığım… Uyuz bir hastalığın pençesinde üşümeye diş vuran, zangır zangır titreyen ve cismi gece ile gündüzü birleştiren, geride kül ile...
Yalnızlığım (V)
Sözlerde kalmayan aşkları özledim... "Sen yaşa kalbim senindir" diyen, "o" muhteşem sözü söylettiren aşkı özledim... Ben sözde kalmayan, yürekte an be an kanayan, kaybettiğim aşkımı özledim yalnızlığım... Canımı yalınayak sokaklara...
Yalnızlığım (IV)
Masallar biteli çok oldu ve ben hala yazmadım yalnızlık hikayemi... Bir kere bile aramadım ve milyon defa kırgın mektuplar yazdım da yüreğimden, yüreğine, yollamadım yalnızlığım... Hiçbir postacı getiremezdi, hiçbir iletişim biçimi sesimi...
Yalnızlığım (III)
Söylenmedik nice türkünün içinde ben ve nice soğuk gecenin içinde aklımdan hiç çıkmayan sen yani yalnızlığım, yani kirpiklerimden düşen üşümüşlüğüm... Bahar yüzünü erken gösterse de yine yapıyor yapacağını, ömrün filizlerine...
Yalnızlığım (II)
Soğuk bir gece... Soğuğun içindeki benime üzülsem mi yalnızlığım? Ah! Yalnızlığım... Ve geceler acıyı tescillese de alabildiğine yüreğime, inan yaşamak umurum değil...Sonsuz bir düş ormanında saklı her şey ve alabildiğine acıtıyor......
Yalnızlığım (I)
Taşa çalsam üşümüşlüğümü, dar ağacına assam üzgünlüğümü ve soğuk bir kentin kalabalığına salsam düşmüşlüğümü, ayağa kalkarmıki yalnızlığım? İliklerime geçen soğuk kimseyi bilgilendirmiyor ve sır çıkmaz gecelere hapsederken...
Cansuyum (XXI)
Gelmeyeceğini bilmek ne büyük acı... Benim beyaz gelinciğim, sevincim, bilincim, biriciğim biliyorum yenildim artık... Yaşamalıyım değil mi? Sensiz de yaşamalı öyle mi? Nice sabahın ayazından yazdım, nice kör karanlık geceleri, ekmek kırıntıları...
Gün geceye küsünce
Gün geceye küsünce güneş ağlarmış doğmak için ve gece güne küsünce şeytan doğarmış bütün yüreklere. Pas kangren yapmaz diyen cüce huy, huysuzluk edermiş boylu ve soylu akıla. Gönül aldırmaz diyen halt eder, boyun bükermiş sonra...
Dön artık!
Kayıp bir yolun başındayım, ellerim koynumda, gözlerim gelirsin yollarında seni ağlıyor… Offf! Başımı alıp sana kaçasım, adımı kayıp listelerinin başına asasım ve gövdemi çöllere salasım var… Kaybettim öyle mi? Bunu kabul edeceğimi...
Seven ne yapmaz ki?
Gelmiş geçmiş ne varsa acılardan yana, kalbimi hiç ıskalamayan gözlerindendir, gözlerinden düşen hüzündendir. Ağrıma giden; haram tutmayan gözlerinde, haram oluşumdur. Göz terke gidince sende, Gün geceye ihbar yine, Hüzün miras kalır...
CANSUYUM (XVII)
Sahibi olamadığım yıllarımın sürgün sevdası; aklımı başımdan alıp, ayrılığı boynuma takıp ve aramıza koyduğun uzaklık, ansızın çekip gittiğin o sabahtan beri ne ettimse eksilmedi. İncir çekirdeğini doldurmaz bahanelerin ve sudan...
CANSUYUM (XVI)
Çarem sensin bilmiyorsun… Senden başka bendeki beni anlayacak kim var ki cansuyum? Tükenişlerimin ayazlarını bilemezsin fakat hissedebilirsin. Bir kerede ne olursun istemeden gel… Kibritsiz kaldığım bir geceydi, içimdeki son heceydi, yazamadığım...
CANSUYUM (XV)
Ömür dediğimiz şeye bak ve dost dediğimiz, adam saydığımız yüreksizlere... Sırtını dönmeye gör, seni nasıl yoğurda cacık sayarlar... Bilmezler ki cacık bile olamazlar... Ve bilmezler ki Allah'ın parmağı yok ama şahdamarından daha...
Cansuyum (XIV)
Yine sensiz çıkıyorum yollara, on bin metre üzerindeki bulutlara… Ellerimi sakın bırakma! Karanlık bir sabah ve sisli hava… Gönlüm yine akmış cansuyum sana, unutmuşum her şeyimi şu halime baksana? Yollar uzun, hayat kısa, git gidebildiğin...
CANSUYUM (XIII)
'İnsanı gam, duvarı nem” öldürürmüş cansuyum… Ah! Keşke biraz beni dinleseydin, biraz sakin olup söylenip durmasaydın ya da bir kere inansaydın bana, neyin eksilir? Ne kaybederdin cansuyum? Olur, olmaz sözlere, kişilere, kulaktan duymacalara,...
CANSUYUM (XII)
Bana geleceğin gün mahşer anı bile olsa beklerim cansuyum… Elleri tertemiz, gözleri yollarımı ören, kalbi deniz, saçları yalnızlığımı bölen, susuşları kalbimde silinmez iz, sözleri kalbimdeki ateşim söndüren cansuyum, söyler misin...
CANSUYUM (XI)
Kalbim sende kalmışsa ve ellerim sonra saçlarım yanıp kül olmuşsa, bu çile ve suçum kalben, tükenmedi mi halen cansuyum? Ankara öyle güzel ki bugün pırıl pırıl bir kış güneşi ve yapraklar ebemkuşağı… Yürünesi, el ele tutuşulası...
CANSUYUM X
Gelmiş geçmiş ne varsa acıdan yana toplansa da ve içimin bütün yaraları bir bir kazınsa da sonra sevdadan yana kırık ne kalmışsa da, atılsa da, bir seni, bir bıraktığın izi silemezler cansuyum… Öyle ezici, öyle büyüksün ki içimde,...
CANSUYUM IX
Cansuyum yaşamak bazen böyledir, bazen keşkeler gelir takılır boğazına susarsın sonra ve alabildiğine bağırmak istersin neredeydin? Nerelerdeydin bunca zaman? Diye… Talihsizdir aşkın bağrı ve her dem kanamaya mahkûmdur, kanarken güzeldir...
CANSUYUM VIII
Yine gidiyor musun cansuyum? Söylesene kavuşmalar gitmelerin yolcusu mu? Yoksa vuslat dediğimiz şey hep ayrılığın borçlusu mu? Peki, kalan egzoz dumanları içindeki burukluk sonra o gizlenilen, ayrılığın tenhalığında saklanaraktan düşen...
CANSUYUM VII
Gün doğdu İstanbul'a ve gece boyunca yağan yağmur penceremde arkadaş oldu bana... Sevişmelerimiz hangi bahara kaldı cansuyum? Ve herhangi bir umudumuz hangi mevsime sarıldı? Gözlerim kapanmak üzere mi? Varsın olsun cansuyum; bu gece sen...
CANSUYUM VI
Üzgünüm… Çok üzgünüm… İstanbul'a gün doğuyor cansuyum ve ben kendimi kimseye ifade edemiyorum. Yalnızım sonra yorgunum alabildiğine. Bir kalkabilsem kaldığım yerden, uyuyup kalacağım yarım bıraktığım o yerden. Uykular haram...
CANSUYUM V
Gün sızmaz gecelerden çekip çıkarttığım güzelliğim ve kalbimde damla damla biriktirdiğim sevgim, can şenliğim, meleğim, cansuyum merhaba… Özlemlerini biriktiriyor, sevmelerini seviyor, sensizliğin içinde eriyor ve dahası gelmelerine gözlerimi...
CANSUYUM V
Ömür bir yapboz tahtası olmuş. Nefes almak adetten yani yaşamak saymaktan gülüm. Yoksan sahiden yaşadım mı sayarsın? Gözlerim görmeseydi, mevsim dönmeseydi, kimseler bilmeseydi, söyle gülüm; 'aşk ölmeseydi, böyle deliye çevirmeseydi...
CANSUYUM IV
Bir mülteci, bir dargın, bir insan kaybıyım… Belki de hiçbir şeyim şu kısacık konuklukta… Üzülme cansuyum iyiyim... Keşkelere asılı nice bakir umudun iğfal edildiği soğuk kent Ankara... Ah! Ankara... Kimsesiz bir halim kaldı ve vebal...
CANSUYUM (III)
Yorgun sabahlarımın güzel rüyası merhaba… Uzak iklimlerin masum çocuğu merhaba. Sılasına kavuşamayan, herhangi bir ezgide ve hatta teneke çalsalar ağlayan yürek merhaba… Ey! Kalp sızısı, ey! Yüreğimin güzel kızı merhaba. Umudun mavi...
CANSUYUM (1)
Düşünki sevgilim yerden onbin metre yukarda, bulutların üstünde el eleyiz, yürüyoruz uçar adım... Sen benim hayallerimin baş yapıtı, sen benim öksüz kaldığım sokakların anası, sorgusuz, sualsiz sahip çıkılmışlığım, göhsünde uyutulmuşluğumsun......