Murat İnce
Murat İnce
Murat İnce
Yazarın Makaleleri
Gün geceye küsmüş
Gün geceye küsünce güneş ağlarmış doğmak için ve gece güne küsünce şeytan doğarmış bütün yüreklere. Pas kangren yapmaz diyen cüce huy, huysuzluk edermiş boylu ve soylu akıla. Gönül aldırmaz diyen halt eder, boyun bükermiş sonra...
Seviyorum işte...
Sitemim bir sanadır Gülenay… Bugün kaldırımlar ağlıyor, bugün göğün dibi delinmiş üstüme yıldızlar yağıyor. Gözyaşlarım basıp geçtiğin sokakların resmi ve arşa değen sesim senden kalan acıların yankısı oluyor… Fırtınalar...
Gidersen ölürüm
Gelmiş geçmiş ne varsa acılardan yana, kalbimi hiç ıskalamayan gözlerindendir, gözlerinden düşen hüzündendir. Ağrıma giden; haram tutmayan gözlerinde, haram oluşumdur. Göz terke gidince sende, Gün geceye ihbar yine, Hüzün miras kalır...
Sanadır bu mektup
Bilmez, duymaz, görmez diye düşünmek cehalet meşalesini peşinen yakmaktan başka bir şey değildir. Yerin kulağı vardır sevdiğim. Saklambaçlar kokar bazen, bazen bütün sakladıkların gün yüzüne çıkar ve bazen de bir tokat gibi çarpar...
Kızıl yangınım
Sarılmaların geçer boynumdan ılık bir rüzgâr gibi. Titreme nöbetlerim başlar sonra ve koymaya başlar sensizlik sol yanımdan ağır ağır. Özlemlerim sıraya geçmiş son sayıyı sayan yok, son sayı yok, son diyen gönlüm yok. Artı ve eksi...
Kızıl yangınım
Bugün yine içim acıyor. Soğuk elimden tutmuş, rüzgâr olmuş bütün sevinçlerim… Yetişemiyorum… Ardı sıra bakakaldığım bütün felaketlerin adı ihmalkârlık olmuş. Oysaki peşinden ne çok koşup gelmek isterdim. Müsaade etmedin, kâfi...
Ey hancı
Yok, hancı ben sende bu defa kalamam. Giderim, sana ne, nereye gelirse yolum, çarpar durursam elim kolum, sana ne, aklım yolum 'o” olmuş kırılmışsa elim kolum. Baksana sen kendine, güya hâldan anlayan adamsın. Sabahın beşinde, beşi geçen...
Özlemimsin
Ve aşkın gözyaşları kirpiklerine değer. Dünya yansa umurunda değildir. Deli yangındır. 'O” gitmiştir. Sen yüzüstü terkedilmişliğine, çıldırasıya susarsın. Nehirdir, çağlayandır kalbinin göz pınarları. Engel tanımaz yıkar...
Sevdim
Kimliksiz bir külüm, adım, eşkâlim yok gülüm… Sen sevdalar şehrinin prensesi, sen saklı bahçelerin en güzel gülü, hangi limanın yakan gözlerisin şimdi? Cinayetlerin geçiyor gözlerimden, kiminin gönlü, kiminin ömrü kül olmuş benim...
Gözleri görmeyen aşık
Yakar gidersin kirpiklerimi vakitsiz akşamlarda. Kandilim hep sende kalır sonra bulutlu sabahlar zehir zemberek hasretine açar gözlerimi. Bilir misin ahraz aşkın dudaklarından neler dökülür konuşabilse? Ya gözleri görmeyen aşık, görebilse?...
Ya Allah
Bir şehrin sabahına dualar biriktiriyorum. Dualar ekiyorum bir şehrin alın yazısına. Bir adamın tam kalbinin ortasına dualar dikiyorum ve o dualar ki sabah ezanlarına karışmış, tek bir niyette buluşmuş 'sen” diyor sevgilim, sadece 'sen…”...
Şimal yıldızım
Hayat yarım kalsa da bir yerlerde, o kahve kokusu hiçbir zaman geçmeyecek yüreğimde.” Satır başından; yalnızlığımın kraliçesi sana milyonlarca tümce kursam yalnızlığım bir damla yüzemeyecek çift olmanın kollarında ve yalnızlığım...
Kır yüreğimi kırk yerinden-2
Meydanı dolduran kalabalığı mavi bir kan yıkardı. Biliyor musun hiç aklıma gelmezdi mavinin kana bulanacağı. Avcı işte, kör bıçakla doğram doğram ederdi yaşam kordonunu ve ben yıkayamazdım ürkek gözlerdeki maviyi. Tiksindirici bir ağrı...
Kır yüreğimi kırk yerinden
Hüznün kalp atışları bu, gecenin gözyaşları bu ve sana tam onikiden vurulan bir yüreğin gizli gizli kanaması bu. Ağır yaralı bir sevdanın sevdana diz çöküşünden yazıyorum bu mektubu. 'Elveda” deyip kapıyı çarpıp gidişinden...
Türküler ölmez oğlum-2
Düştüğün bu cendere hayal değil, düş değil. Düşten öte, rüyadan uzak, hayalden yalın, gözden ırak sert bir beste… 'Oğlum oğlum, güzel oğlum, benim oğlum, yakışıklı oğlum…” Kara gözlüm, gülsün yüzün, bahtın açık,...
Türküler ölmez oğlum
Yakar gidersin kirpiklerimi vakitsiz akşamlarda. Kandilim hep sende kalır sonra bulutlu sabahlar zehir zemberek hasretine açar gözlerimi. Bilir misin ahraz aşkın dudaklarından neler dökülür konuşabilse? Ya gözleri görmeyen aşık, görebilse?...
Çok kırgınım
Sebepsiz bir gecenin içinde yorgun bir sabaha doğru ilerliyorum. Çok kırgınım sadece bunu biliyorum fakat neye ya da nelere kırgınım hiçbir fikrim yok. Kanaat kullanamadığım kanaatsizlerden tiksiniyorum… Gözlerim acıyor artık neredeyse yetmiş...
Perişan etti gidişin
Elleri, gözleri, 'o” içimi yakan, gönlümü sevda kıyılarında yıkayan sözleri yok…Yok, işte Elifim, bugünde yok… Sokaklar uzadı ayaklarımda ve ben sokaklara düşürdüm aklımı. Bir merhabaya hasretim, senden gelecek bir haberi canımla...
Ölüm de var
Eşit değiliz şartlar eşit değil. Ben sabahın dördünde Ankara ayazında, sen mışıl mışıl uykularda, bin bir rüyalarda. Umursamalarına takıldım bu gece ve bu gece bir kere bile umursanmayışımın külüne karıştım. Sesimin suskunluğuna...
Bu nasıl bir öfke?
Gün yine uzaklardan doğuyor, ayrılık kararlı; esmer esmer bakıyor. İçimde kalın ürpertiler, kemiklerim sızlıyor. Tavşankanı bir çay çekse de canım, ben kanımı içiyorum be canım. Sen hiç türküsü ölmüş bir adam gördün mü? Sen...