Murat İnce
Murat İnce
Murat İnce
Yazarın Makaleleri
Nereden bilirdim?
Düşler peşinde geçen gecelerden, karanlıklardan geçtim de geldim. Aydınlığımı aradığım yollarda, güneşim olmasını beklediğim, ömrümü koyduğum nice bakir umut, nice bakir sevda 'dul” çıktı. Gönlümü koyduğum, kalbimi verdiğim,...
Senden sonra
Mavi bir düş ağladı senden sonra tam üç yıl… Kırçıllı rüyalar görürdüm seni tarif edemediğim. Bir avcı sokulurdu her defasında rüyalarımın başucuna sonra çekti kasaturasını, rüyalarımı öldürdü tam üç yıl. Acımasızdı...
Zehra
Sen benim bitiremediğim en güzel şiirimsin ve sen benim her şeye yarım kaldığım şu köhne dünyada tek gözlediğimsin. Sen benim yol ayrımlarım, gurbet sancılarım ve bitmeyen en uzun yolumsun. Sonra yönümü tek şaşırdığım, bir türlü...
Siyah geceler
Bazen terk etmekte bir, kalmakta… Yüz yüze yaşanan onca zamandan sonra dengenin katlanmak olduğunu anlamakta bir, her şeye rağmen kalmakta… Sözün bittiği yerde başlayan sancılar, gecenin rahmine düşen kanamalarla devam eder. Bir bulutsuzluk...
Ezberimsin
Ketum gözlerim uzun yıllardan sonra bugün kalbime yenik düştü birkaç damlayla… Saat sabahın dördü. Yine sensiz uyandım karanlığın içine; 'Ayrılık sevdi bizi, içim hüzün denizi, çekil git desem de gitme sevdiğim. En güzel derdim...
Kim kimden gidiyor?
Bugün yine içim acıyor. Soğuk elimden tutmuş, rüzgâr olmuş bütün sevinçlerim… Yetişemiyorum… Ardı sıra bakakaldığım bütün felaketlerin adı ihmalkârlık olmuş. Oysaki peşinden ne çok koşup gelmek isterdim. Müsaade etmedin, kâfi...
Gözlerine hasret bırakma
El olur gidersen bir sabah ansızın, üzülürüm. İçimin 'kan” yalnızlığını bilir misin sevgili? Ya sükunetin çığlıklarını? Ezber bozan gece nöbetlerinin tenhasında güneşlenen baykuşlar vardır. 'O” baykuşlar ki acıya...
Hapis kuşlar
Sevimsiz bir yara baskın çıkıyor bütün hatıralara. Oysaki güzel hatırlamak istiyorum seni. Fakat her defasında koyup gitmen değil de, aldatıp gitmen öne çıkıyor. Sonra bir türkü tutturuyorum, bir sigara acı acı, dumanı tepemde tüttürüp...
Yazdan kalma geceler
Yazdan kalma gecede, karanlığa düşmüştü gözlerimiz ve yarasaların kanat seslerinde yıldızları sevmiştik… Battaniyeyi titreyen gövdemize siper etmiş, nefesimizi yün kazak sayıp giymiştik... Aslında çok üşüyorduk ama gece güne doğmasın...
Bugünde yok
Elleri, gözleri, 'o” içimi yakan, gönlümü sevda kıyılarında yıkayan sözleri yok… Yok, işte Elifim, bugünde yok… Sokaklar uzadı ayaklarımda ve ben sokaklara düşürdüm aklımı. Bir merhabaya hasretim, senden gelecek bir haberi canımla...
Eğer umudum olsa
Mavi bir düş ağladı senden sonra tam üç yıl… Kırçıllı rüyalar görürdüm seni tarif edemediğim. Bir avcı sokulurdu her defasında rüyalarımın başucuna sonra çekti kasaturasını, rüyalarımı öldürdü tam üç yıl. Acımasızdı...
Kederliyim 2
Öyle anlar gibi bakma yüzüme. Benim manidarlığımdan sana ne, dost muyuz? Hadi oradan sende… Böyle dostluk mu olurmuş. Can tende, ecelin elinde çırpınırken, yarım dudak sorularınla sende kıydın bu canıma. Görmedin yanan dudaklarımı, kavrulan...
Kederliyim
Geldiğim yolu kaybettim hancı. Saat mi? Sabahın beşi. Yolumu bulamayışımın beşinci günü. Zülfü sırmalıyı kaybedişimin beşinci yılı… Ha bire soruyorsun hancı, bu yolda bilirsin beş yıldır gider gelirim ve beş yıldır dönüşlerim...
Sen gidince
Ölürüm sen gidince ve içime düşer acın sinsice. Geceler boyunca düşlerimde, bir kez yüzün yaşamaz yüzümde. İsterim bana bürün, isterim sev gün gece ve bu türküm yüreğimi tutar her gece. Bir kere dinlesen, bir kere 'sensiz olmaz”...
Keşke şekeri
El olur gidersen bir sabah ansızın, üzülürüm. İçimin 'kan” yalnızlığını bilir misin sevgili? Ya sükunetin çığlıklarını? Ezber bozan gece nöbetlerinin tenhasında güneşlenen baykuşlar vardır. 'O” baykuşlar ki acıya...
Ölümsüz sokaklar
Ölümsüz aşklar yaşanırdı yer kürede kıyamet gelmeden önce… Kıyametim olmuştun benden gittiğin o gün. Dönersin sanmıştım, yeniden, kaldığımız yerden, aşkın en kıymetlisinden başlarız sanmıştım… Şarkılar en baştan söylenebilirdi,...
Sonbahar saklımız
Gün geceye küsünce güneş ağlarmış doğmak için ve gece güne küsünce şeytan doğarmış bütün yüreklere. Pas kangren yapmaz diyen cüce huy, huysuzluk edermiş boylu ve soylu akıla. Gönül aldırmaz diyen halt eder, boyun bükermiş sonra...
Ara sıra bazı bazı
Velhasılı kelam sensin Tibet… Gece biter, gün doğar, çalarsın kalbimin kanayan hasret kapısını ve süpürürüm bütün acı hatıralarımı… Velhasılı kelam söz biter sen doğarsın kalbimin mühürlenmiş dünyasına ve yeniden tutunurum...
Ara sıra bazı bazı
Bana gel ara sıra, beni öp bazı bazı, her ne olursa olsun sor ara sıra ve hasret kaldığım gözlerinden şiirlerimi iç bazı bazı… Umut zincirlerimi hiç kırmadım, koparmadım sevgi bağlarımı ve küstürmedim gönlümü sana. Dağlar türkümüzü...
Ellerin üşürken
Sevmenin de bazen gitmek olduğunu bilmektir aşk. Bazen bütün haksızlıklara, yok etmelere, yok saymalara susmaktır ve ne olduğunu, ne yaşadığını sadece senin bildiğin ama asla onun bilmediği cehennemlerde yanarken, kan kusarken, seni terk ederken...
Gün geceye küsmüş
Gün geceye küsünce güneş ağlarmış doğmak için ve gece güne küsünce şeytan doğarmış bütün yüreklere. Pas kangren yapmaz diyen cüce huy, huysuzluk edermiş boylu ve soylu akıla. Gönül aldırmaz diyen halt eder, boyun bükermiş sonra...
Seviyorum işte...
Sitemim bir sanadır Gülenay… Bugün kaldırımlar ağlıyor, bugün göğün dibi delinmiş üstüme yıldızlar yağıyor. Gözyaşlarım basıp geçtiğin sokakların resmi ve arşa değen sesim senden kalan acıların yankısı oluyor… Fırtınalar...
Gidersen ölürüm
Gelmiş geçmiş ne varsa acılardan yana, kalbimi hiç ıskalamayan gözlerindendir, gözlerinden düşen hüzündendir. Ağrıma giden; haram tutmayan gözlerinde, haram oluşumdur. Göz terke gidince sende, Gün geceye ihbar yine, Hüzün miras kalır...
Sanadır bu mektup
Bilmez, duymaz, görmez diye düşünmek cehalet meşalesini peşinen yakmaktan başka bir şey değildir. Yerin kulağı vardır sevdiğim. Saklambaçlar kokar bazen, bazen bütün sakladıkların gün yüzüne çıkar ve bazen de bir tokat gibi çarpar...
Kızıl yangınım
Sarılmaların geçer boynumdan ılık bir rüzgâr gibi. Titreme nöbetlerim başlar sonra ve koymaya başlar sensizlik sol yanımdan ağır ağır. Özlemlerim sıraya geçmiş son sayıyı sayan yok, son sayı yok, son diyen gönlüm yok. Artı ve eksi...
Kızıl yangınım
Bugün yine içim acıyor. Soğuk elimden tutmuş, rüzgâr olmuş bütün sevinçlerim… Yetişemiyorum… Ardı sıra bakakaldığım bütün felaketlerin adı ihmalkârlık olmuş. Oysaki peşinden ne çok koşup gelmek isterdim. Müsaade etmedin, kâfi...
Ey hancı
Yok, hancı ben sende bu defa kalamam. Giderim, sana ne, nereye gelirse yolum, çarpar durursam elim kolum, sana ne, aklım yolum 'o” olmuş kırılmışsa elim kolum. Baksana sen kendine, güya hâldan anlayan adamsın. Sabahın beşinde, beşi geçen...
Özlemimsin
Ve aşkın gözyaşları kirpiklerine değer. Dünya yansa umurunda değildir. Deli yangındır. 'O” gitmiştir. Sen yüzüstü terkedilmişliğine, çıldırasıya susarsın. Nehirdir, çağlayandır kalbinin göz pınarları. Engel tanımaz yıkar...
Sevdim
Kimliksiz bir külüm, adım, eşkâlim yok gülüm… Sen sevdalar şehrinin prensesi, sen saklı bahçelerin en güzel gülü, hangi limanın yakan gözlerisin şimdi? Cinayetlerin geçiyor gözlerimden, kiminin gönlü, kiminin ömrü kül olmuş benim...
Gözleri görmeyen aşık
Yakar gidersin kirpiklerimi vakitsiz akşamlarda. Kandilim hep sende kalır sonra bulutlu sabahlar zehir zemberek hasretine açar gözlerimi. Bilir misin ahraz aşkın dudaklarından neler dökülür konuşabilse? Ya gözleri görmeyen aşık, görebilse?...