-Önce düşün, sonra gül biraz...

Önce düşün, sonra gül biraz...

-Önce düşün, sonra gül biraz...

Önce düşün, sonra gül biraz...

02 Aralık 2017 Cumartesi 07:00
185 Okunma
-Önce düşün, sonra gül biraz...

Bir Yozgat hikayesi...

-Hangi muskadan yazayım?  
Yozgat’ta bir dönem muskalardan medet umma sayısı artmıştır.
Hurafe ve dinde yeri olmayan bir takım uygulamalar ile insanlar şifa ve mutluluk arayışına girer.
Özellikle ev hanımları çocuklarının iyi bir okul, bekarların iyi bir kısmet bulması için muska yazdırmaya başlar.
Tabi bu işi yapan şöhretli hocaların isimleri de kulaktan kulağa yayılmaya devam eder.
Bazen ‘onun ki işe yaramıyor, ötekine gittin mi?’ diye öneriler de gelir…
Neyse lafı uzatmayalım, yine böyle bir dönemde evli çiftler arasında kavga ve anlaşmazlık vardır ve boşanmaları an meselesidir.
Çiftin boşanmasını istemeyen gelinin annesi ve kız kardeşi hocanın yolunu tutar ve talepte bulunurlar: “Ne olur hocam bunlara bir muska yaz ki boşanmasınlar yuvaları dağılmasın” derler.
Hoca Efendi ise “Hallederiz bilgilerini verin bakayım” der.
Kızın ailesi bilgileri verdiğinde hoca şaşırır ve sinirlenerek der ki:
“Az evvelde damadın annesiyle kız kardeşi geldi, onlara da ayrılık muskası yazdım. Yahu bacım sizde artık bir karar verin! Ayrılık muskası mı yazayım, muhabbet muskası mı?”
Ne diyelim Allah tüm insanlığı hurafe ve batıldan korusun.
Amin…
-Mustafa TEKER

........................
-BİZİM ÇARŞI

Yine akşam oldu…
Kepenklerini indirenler de var, devam edende.
Balıkçılar daha ateşli bağırıyor bu saatlerde.
Eve giden memur takımı bir kilo hamsi götürüyor.
Soğumuş hava, dışarı buz kesiyor.
Teneke içinde yanmaya başlamış odunlar.
Buz kesen eller teneke üzerinde.
Bir buzda, bir ayazda, bir ateşte kalan eller...
Radyolar da bile yorgun şarkılar çalıyor.
Günün yorgunluğu mu, gönül yorgunluğu mu?
Bedenimizi de, yüreğimizi de üşütmeseydik keşke.
Bir gün de böyle geçti bizim çarşıda işte…
M.T

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


-Kırık camlı konak

GEÇMİŞTE, penceresinin önünde Vita kutularında çiçek yetiştirildi mi bilemiyorum.
Bildiğim bugün camı kırılmış, sıvası dökülmüş, hem yetim hem öksüz kalmış bir konak.
Kaç nüfusu barındırdı, kaç bahar, kaç kış gördü ondan da bir haberim.
Kırık camlı konağın bugün bahçesindeki ağaçlarla dertleşerek, yıkılıp viran olacağı günü beklemesi ise Mustafa Teker'in objektifine böyle yansıyor.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

-Diyorki...
“Tarihi mekânlar şehirlerin nüfus kâğıdı gibidir.
Nasıl nüfus kâğıdı olmayan veya kaybetmiş bir kimse kendisinin varlığını ispat edemiyorsa, tarihi mekânlarını koru/ya/mayan bir şehir de o emsal kimliksizleşir.
Ricam odur ki, Yozgat'ı kimliksizleştirmeyelim...”
Yrd.Dç.Dr. Recep TEMEL


 

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner88