Bir hafta acemi birliğini konuştuk. Herkes aynı şeyi söylüyordu: “Acemi birliği Yozgat’a gelmeli…”
Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen toplantı  ile bu isteğin ivme kazanacağını düşünüyordum.
Hani şehrin ileri gelenleri toplanacaktı ve acemi birliğini Yozgat’a tekrar getirmek için neler yapılabilir, onu konuşacaklardı.
Şahsen toplantıya katılmadım ama öncelikle, toplantıya kim katıldı, kim katılmadı mevzusunun konuşulacağını tahmin ediyordum.
Sonra da iş sen-ben tartışmasına dönüşecekti.
Bu arada birisi çıkıp diyecekti ki: “Bugüne kadar toplandınız da ne oldu? Bundan da bir şey çıkmaz, boşa yorulmayın” diyecekti…
Şayet derdimiz Yozgat ise, siyasi görüşümüzü bir kenara bırakıp, Yozgat için ne yapabiliriz diye kafa yormamız, çözüm aramamız gerekmez mi?..
Yazılarımı takip edenler bilirler.
Yanlışlarını eleştirdiğim kadar, hükümetin Yozgat’a kazandırdıklarına teşekkür etmeyi de bilirim, ettim de...
Çünkü benim için aslolan Yozgat’tır. Benim derdim memleketimdir.Bugün ellerinde yüzyılın fırsatını bulunduran Yozgatlı siyasetçilerin memleketlerine gerektiği kadar yatırım, hizmet getirmediklerini söylerken, dün büyük hayalimiz olan Bozok Üniversitesi’ni bize kazandırdıkları için teşekkür ettiğimi de hatırlatmak istiyorum.
Tabi bu sadece bir örnek…
Yozgat’a bugün bir acemi birliği istiyorsak, bu birliği Ak Parti’nin desteği-isteği olmadan getirmemiz mümkün değil.
Siz acemi birliğini istemek için toplanıp, Ak Parti’nin 10 yıl içerisinde Yozgat’a ne getirdiğinin, ne götürdüğünün hesabını yapmaya kalkarsanız, konuyu siyasi bir malzeme haline getirirsiniz –ki bundan en büyük zararı yine Yozgat görür.
Olacağı varsa da olmaz. Geleceği varsa da gelmez!..
Bunu sırf acemi birliği için söylemiyorum.
Beklenen, istenen tüm yatırımlar için geçerli bir durum.
Daha önce de, bugüne dek Ankara’da hiç bir dönem böylesine büyük temsil hakkı kazanmamış Yozgat’ın, bu güçten olması gerektiği gibi faydalanamadığı konusunda çok sayıda kişiyle hemfikir olduğumu söylemiştim.
Kısaca, memleketlerine hak ettiği gibi, gerektiği gibi sahip çıkmayan Yozgatlı üst düzey siyasetçilerimizi eleştirmiştim –ki bunu ilk kez yapmamıştım.
Ama geçen hafta yaşağım, şahit olduğum, duyduğum olaylardan sonra, bizim de istemeyi bilmediğimiz sonucuna vardım.
Ne Yozgat’ı Ankara’da temsil hakkı verdiklerimiz, ellerindeki yetkileri memleketleri lehine kullanıp, gerektiği gibi birşeyler yapmayı biliyorlar, ne de biz onlardan birşeyler istemeyi biliyoruz.
Sorunun tek taraflı olmadığı aşikar.
Belki kabahatin büyüğü onlarda, ama şu bir gerçek ki, biz de neyi nasıl isteyeceğimizi bilmiyoruz.
Biz Ankara’dakileri doğru bir şekilde yönlendirelim, buna rağmen Yozgat için birşeyler yapmazlarsa, onları yerden yere vuralım, günah keçisi ilan edelim.
Ama öncelikle, istemeyi öğrenmemiz gerekiyor...